'Göreve talip...'

Üstünden daha tam iki ay bile geçmedi ya, 'Tarih alındı', 'Yol açıldı' diye konuşuyorduk. Daha doğrusu, bazılarımız böyle konuşuyordu, ama bazılarımız da 'Buna tarih almak denmez' ve 'Açılan bir şey yok' demekten geri kalmıyordu.

Üstünden daha tam iki ay bile geçmedi ya, 'Tarih alındı', 'Yol açıldı' diye konuşuyorduk. Daha doğrusu, bazılarımız böyle konuşuyordu, ama bazılarımız da 'Buna tarih almak denmez' ve 'Açılan bir şey yok' demekten geri kalmıyordu. Bu bizim normal ahvalimiz ve alıştık zaten. Demokrasiye yaklaşıyor olmak birilerini sevindirecekse, aynı nedenle üzülüp kahrolanların varlığı da çok anlaşılmayacak bir durum değil.
Ama evet, iki ay geçmeden, 'Kerkük', 'Türkmenler', 'kırmızı çizgi' edebiyatı yeniden ortalığı kapladı -Hint Okyanusu'ndaki tsunami gibi. Hemen 'müdahale' lafları başladı. Gene Avrupa'yı bıraktık, galiba Amerika'yı bile bıraktık, Kerkük'e doğru gidiyoruz. Gittik mi oradan dönüş olmayacağını bile bile.
'Demokrasi'yi gösteren okun yönünü 180 derece değiştirip geri vitese geçmenin yolu bu herhalde.
Bunlar olurken, Deniz Baykal da hemen ağzını açmış. Daha yeni Sarıgül gazasından çıkmıştı, ama bu milletin 'gazi ruhu' böyledir işte. Hiç yorulmaz, dur durak bilmez. Bu vatanın cepheden cepheye koşanların olduğunu bilerek, yeni cepheye de cesaretle atılıyor.
'Kerkük'e askeri müdahale' şeklinde özetlenebilecek olan şu 'son durum'a dayanarak, Deniz Baykal, hükümetin bu durumda ülkenin başında bulunamayacağının anlaşıldığını söylüyor.
Bunu da, bir önceki 'gaza'nın terini daha soğutmadan söylüyor. O 'gaza' ki, 'görgü tanığı' olanlar, öyle olmayıp da bir mesafeden izleyenler, sağdakiler soldakiler ortadakiler, öve öve bitiremiyor. Deniz Baykal'ın kazandığı bu başarıdan gözü kamaşmamış bir yorumcu yok ortada. Kazanan da, kaybeden de, başkanıyla, delegesiyle, bütün kurultay da, cemiyetimizde derin bir hayranlık yaratmış durumda. General Gazi Baykal da bu derin hayranlık ortamında, belli ki, yeni bir göreve -kahramanca- hazır.
Kurultayın ertesinde yazdığım yazıda CHP'nin yeni rolünün ne olabileceğine kısaca değinmiştim. Gene eski bir CHP'linin bir vakit demiş olduğu gibi, aslında, 'eski rol'ün ne olduğuna bakınca 'yeni rol' de anlaşılır. Onun için ben CHP'ye 'Sağa kaydı', 'Aman, bakın bakın, sağa kayıyor!' diye bakanlardan değilim. Bir ara bir sarsıntı olmuş, hafifçe sola kayar gibi olmuştu. Şimdi yerine geliyor. O 'yer'i de 'partisyen faşizmi' diye adlandırmıştım.
İspanya'nın bir eski kralının 'Her şey halk için, hiçbir şey halk tarafından değil' vecizesini gerçekleştirmek üzere kurulmuş bu parti, faşizmin bile 'pleb'ine kayamadığı için (nicedir kendi içinde barındırdığı kalabalık 'pleb' popülasyona rağmen), 'seçimde başarı' gibi bir perspektifi yoktu. Bir süreden beri CHP'yi ve yönetimini eleştiren birçok kişi bunu söylüyor ha bire. Nitekim Sarıgül'ün adaylığı da, bu partinin bu handikapını giderme mazereti üstünde oturuyor ve bunun için destek görüyordu.
Ama genel başkan malını biliyor. Belli ki seçim kazanmak gibi kaygıları yok. Kendisi için 'gerçekçi' iktidar stratejisini açık ve net bir şekilde dile getirmiş: hükümetin önümüzdeki dönemde hükümet olmayı başaramayacağı belli olmuş! O halde? Demek ki birileri hükümete 'Sen şöyle kenara çekil,' diyecek. Kim der bunu acaba? Kanarya Sevenler Derneği mi? Muhtarlar Federasyonu mu? Barış İnisiyatifi mi? Böyle şeylere gerek görüldü mü, kim yapar bunu, bu memlekette?
Yani Deniz Baykal 'göreve!' pankartı ile sokak meydan dolaşan grupların yanında yola çıkmış durumda.
Ama 'mahviyet'inden 'Bu işi biz yaparız' da demiyor. Bu kararı, hükümeti yerinden indirecek heyete bırakmış.
Onlar da herhalde şu son günlerin göz kamaştıran zaferine bakıp en ideal şahsiyeti görürler, kör değiller ya!