'Hayat kadını'

Geçen gün bir kitap okuyordum, 40'larda yazılmış bir popüler roman. Kadın karakterlerden biri kendi emeğiyle geçiniyor, çalışarak yaşıyor. Kendinden söz ederken biraz da kıvançla, 'İşte ben böyle bir hayat kadınıyım' yollu bir şey söylüyor.

Geçen gün bir kitap okuyordum, 40'larda yazılmış bir popüler roman. Kadın karakterlerden biri kendi emeğiyle geçiniyor, çalışarak yaşıyor. Kendinden söz ederken biraz da kıvançla, 'İşte ben böyle bir hayat kadınıyım' yollu bir şey söylüyor.
Bunu okuyunca düşündüm, çok sık kullanılan bir deyim olmasa da, çocukluğumda veya gençlik yıllarımda arada bir kulağıma çalınırdı 'hayat kadını' sözü ve anlamı da buydu.
Sonra, gene bu yakınlarda dinlediğim bir hikâyeyi hatırladım. Bu seferki de bir arkadaşımın annesi; o da çalışan, kendi geçimini kendi kazanan, çok saygıdeğer bir hanım. Bir sohbette kendini anlatırken 'Hayat kadınıyım' deyimini kullanıyor kendi hakkında. Belli ki o da benim geçmişten bildiğim gibi biliyor deyimin anlamını. Ama konuştuğu kişiler ondan büsbütün habersiz olup sadece bugünkü anlamını bildikleri için tuhaf bir sessizlik çöküyor, kimse bir laf bulup söyleyemiyor, filan. Böyle, komik bir anekdot.
Kitapta gene karşıma çıkınca şöyle bir düşündüm: teknik terimiyle 'semantik kayma' dediğimiz olay, bir kelime veya deyim, tarihi koşullar değiştiği için, yeni bir anlam kazanır. İngilizcede 'starve' kelimesi vaktiyle genel olarak 'ölme' anlamına gelirmiş; ama ortaçağ boyunca bir yığın kıtlık yaşandıktan sonra, anlamı özelleşmiş. Şimdi bu kelime 'açlıktan ölmek' anlamına gelir. Her dilde böyle yüzlerce, binlerce anlam kayması örneğine rastlarsınız. Kaymanın yönü, hangi anlamdan hangi anlama gelindiği, bu olayın olduğu dönem içinde yaşanan tarihi olaylar veya o dönemlerde insanların düşünce yapısı hakkında da bir fikir verir genellikle.
Şu 'hayat kadını' hikâyesine baktığımızda ne görüyoruz?
Bir kere, 'kayma'nın oldukça kısa süre içinde olup bittiğini tahmin edebiliriz. 'Çalışarak geçinen kadın' olgusu çok yeni olduğuna göre, bunu anlatacak deyim de yeni olmalı. Şu halde, ilk anlamından şimdiki anlamına kayması da oldukça kısa sayılacak bir zamanda gerçekleşmiş.
Tabii, yeni çatılmış bir deyim olarak, başlangıçta da semantik alanının belirsiz ve kaygan olacağını, bunun da daha hızlı bir kaymayı kolaylaştıracağını tahmin edebiliriz.
Bütün bunlar ne anlatıyor, ne gösteriyor?
Şunu: toplumda, modernleşme sürecinde, çok az sayıda, parmakla gösterilecek sayıda kadın, bir erkeğe yaslanmadan, kendi çabasıyla hayatını kazanma uğraşına giriyor. Yani bağımsızlaşıyor!
Belli ki bu hoşa gitmiyor! Niye? Kim bilir... Böyle bir muhafazakâr toplumda bunun bin beş yüz nedeni olabilir. Sadece yeni ve alışılmadık bir olgu olması bile yeter. Ama gerekçelerin hepsinin bu kadar
masum olmasını bekleyemeyiz. Demin söylediğim şey, kadının bağımsızlaşması, İslam gibi bir din egemen olsun olmasın, bütün pre-kapitalist patriyarkal toplumlarda büyük ve derin travma yaratır. Ezme alışkanlığı ve isteğinin yanı sıra, onunla aynı anda yaşanan, 'kadından korkma'nın da mutlaka payı vardır.
Dolayısıyla, 'çalışarak geçimini sağlayan kadın' oluyor 'orospu'!
'Semantik kayma' toplumsal bir olgudur. Bir kişinin, beş kişinin yapacağı bir şey değildir. Yani, bunu bir 'fiil', bir 'eylem' olarak alacaksak, bu eylemi yapan özne Ahmet, Mehmet değil, 'Türkiye toplumu'dur.
Endişe veren şey de bu. 'Başörtüsü taktı, takmadı' komikliklerini bu toplumsal taban üzerinde yaşıyoruz. Ama işin temeline inecek herhangi bir programımız, hiçbir planımız yok.