Hepimiz bir koroyuz

Geçen hafta gazeteye bakıp Sharon Stone'un bir Türk gazeteciyle öpüşmesinin fotoğrafını gördüğümde, doğrusu epey şaşırdım. Ama nesine şaşırdım? Öpüşmenin kendisine değil elbette.

Geçen hafta gazeteye bakıp Sharon Stone'un bir Türk gazeteciyle öpüşmesinin fotoğrafını gördüğümde, doğrusu epey şaşırdım. Ama nesine şaşırdım? Öpüşmenin kendisine değil elbette. Bu resim ve haberin gazetede tuttuğu yere ve veriliş biçimine şaşırdım. Çünkü bunlar, olaydan böylelikle haberdar olacakların bundan ne gibi şeyler çıkaracaklarının bir göstergesiydi. Bu 'çıkarılacaklar' olsun, gazetenin bu tavrı olsun, hiçbirimiz için 'yeni' ya da 'meçhul' şeyler değil. Gene de şaşırdım. Niçin şaşırdığımı açıklamaya çalışayım.
Sharon Stone profesyonel bir oyuncu. Yapacağı her işin kendine göre bir 'tarife'si var. Kaç paralık bir öpücüğün 'şehvet' dozunun kaç 'desibel' olduğu falan belli. Bunları da kadını veya yaptığı işi küçümsemek için söylemiyorum elbette. Başka türlü olmasının imkânı yok -gereği de yok.
Ama 'haber'in verilişinde en 'verilmeyen' öğe işin bu yanı. Çünkü haber bize 'Sharon Stone gibi dünyanın ağzının suyunu akıtan güzel kadın bir Türk'ü öptü' mesajını vermek üzere yapılmış, kurulmuş. Bunun için, Sharon Stone'un 'hiç kapris yapmadığı' tarzında bazı 'bilgiler' verilmiş. Anlıyoruz ki Stone bu mert Türk gencini görür görmez bayılıyor, 'Aman ben bunu şöyle bir güzel öpeyim' diyor ve mesleğinin gerekli kıldığı itirazlardan falan vazgeçip bir koşu geliyor, öpüyor.
Hayal gücü daha geniş olanlar, sonuçta ne de olsa bir 'iş' gereği olan bu sahnenin çekilmesinden sonra neler olabileceğini hayal etmekte serbesttir tabii. 'Serbest' olduğu gibi, medyamız onlara bu konularda 'hayal' üretmekte işe yarayacak her türlü malzemeyi de sağlamıştır. Gelip plajlarımızda memelerini açan ve 'Türk erkekleri gibisi dünyada yok' diyen Helga'ların da gösterdiği gibi cinsel meşrepleri geniştir (Müslüman da olmadıkları için) ve Türk gibi kuvvetli erkek gördükleri zaman elleri ayakları tutmaz olur. İşte, Sharon Stone bile hiç kapris yapmamış, baksanıza!
Medya bunu böyle veriyor, sahneyi kullanacak 'dizi'den sorumlu olanlar da bunu yapıyor, çünkü böyle verileceğini ve bunun dizilerini göklere fırlatacağını hesaplıyorlar.
Gelişkin kapitalizm çağında 'üretici' var, 'tüketici' var, ama ikisinin arasında 'reklam/tanıtım' denen ve 'aracı' rolünden sıyrılıp kendisi de bağımsız bir belirleyici durumuna gelen sektör var. Medya ve reklamdan oluşan bu sektör kendine böyle bir yer edinebiliyor, çünkü o 'tüketici' denen anonim kişinin 'beyninin içi'ni kendi avucunun içi gibi tanıdığını iddia ediyor.
Fotoğrafa bakan, örneğin Nur Çintay, mesajın ana şifresini hemen çözüyor:
"Eziklik sadece Eurovision zamanı ortaya çıkar diye bir kural yok. Bir yerli dizide, hem de fazlasıyla 'bizden' olan 'Kurtlar Vadisi'nde Sharon Stone kalkıp da Necati Şaşmaz'ı öpecek, bu Türkiye için az buz iş değil."
Evet, anlaşılan değil! 'Milli gurur' hemen ayağa kalkıyor! Derin aşağılık kompleksinden sınırsız megalomaniye sıçrıyoruz. Çintay bunu da söylüyor: "Size de bir umut, ışık, imkân, kapı, eşik filan gibi gelmiyor mu?
Bu olduysa, daha kim bilir neler olur..."
Eski, çok eski zamanlarda, 'Medya nasıl bir şeydir?' diye bir soru sorulsa, belki bir orkestraya benzetebilirdim: her türlü sazları, şefiyle bir orkestra. Şef, bütün bu farklı sazlara bir bütünlüğü olan birçok partisyonlar çaldırıyor ve medyanın 'alıcı'sı olan 'kitleler' de bunu dinliyor! Gözümün önünde buna benzer bir görüntü canlanırdı. Soru şimdi sorulsa, gene benzer bir imge düşünebilirim, belki 'orkestra' değil de 'koro' derim. yalnız, arada çok önemli bir fark var: bu sefer 'alıcı' dediklerimiz, aynı zamanda 'koro', koro (ya da 'medya') şefi, şarkıyı onlara söyletiyor. 'Sharon, Polat'ı öptü' dizesine gelince, koro olağanüstü bir şevk ve hacimle bunu teganni etmeye başlıyor!
Bu konu daha birkaç yazı kaldırır.