Hukukun evrenselliği

Nisan ayının sonunda bir 'anayasa haftası' olduğunu bilmiyordum, ama bu yıl bu münasebetle bir konuşma yapmak üzere kendim çağırılınca, haberdar olmuş oldum.

Nisan ayının sonunda bir 'anayasa haftası' olduğunu bilmiyordum, ama bu yıl bu münasebetle bir konuşma yapmak üzere kendim çağırılınca, haberdar olmuş oldum. Üzerine konuştuğum (cuma günü) konu, zaten yazmayı da istediğim bir konu: Milli egemenlik kavramı ile evrensel hukuk arasındaki ilişki.
Bu konu, pratik düzeyde, epey bir süredir Türkiye'de gündemdedir. Gündemde olmasının önemli bir nedeni Avrupa Birliği'dir, ama tek nedeni bu değildir, çünkü Türkiye başka birçok bağlayıcı uluslararası anlaşma ve sözleşmeyi imzalayarak dünya ölçeğinde geçerli birçok uygulamaya uymayı taahhüt etmiştir. Avrupa Birliği çerçevesinde de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargılarını kabul etmiştir. En çok da bu mahkemeyle muhatap olmaktadır.
Ama böyle olmasına rağmen, bu işin teorisi Türkiye'de pek fazla konuşulmuyor, tartışılmıyor. Hatta, kimi kişi ya da merciler böyle bir şey hiç yokmuş gibi konuşabiliyor veya davranabiliyor. Bu, ağırlıkla, demokratikleşme karşısında gösterilen direnişte, 'ulusal egemenlik' kavramının elverişli bir araç olmasına dayanıyor. Burada, medyada demagojiyle sık sık karşılaşıyor olmamızı pek fazla yadırgamıyorum, çünkü orada işler zaten öyle yürüyor. Ama yargıda da bunun hâlâ tam anlamıyla gerçekleşmemiş olmasını, evrensel hukuk ilkelerinin hâlâ yerel mevzuata egemen olmamasını doğrusu yadırgıyorum.
Hukuk her zaman 'evrensel' olma eğilimindedir. Fransa'da büyük devrimi gerçekleştirenler, inandıkları ilkeleri 'İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi' olarak dünyaya ilan ettiler. Peki, 'evrensel' miydi o ilkeler, o tarihte? Elbette değildi. Beyanname, Fransa'nın özgül bir ürünüydü. Dünyada hemen hemen hiçbir yerde bir uygulaması yoktu; dünyanın pek az yerinde insanların bu 'haklarından' haberi vardı.
Ama şimdi? Evet, bu ilkeler 'evrensel' olmayı gerçekten büyük ölçüde başardı. Buna benzer şeylerden en fazla nefret eden diktatörler bile, açık açık 'Ben insan hakkı kavramını da, bununla ilgili kurallara uymayı da reddediyorum' diyemiyor. Fiilen bunu yapanları bile böyle konuşamıyor. Demek 'evrensellik' iddiası boşuna değilmiş.
Bu durum yalnız hukuk için değil, bütün insan buluşları için geçerlidir. Bir 'buluş' (ister insan hakları gibi soyut ilkeler, ister buhar makinesi) genellikle tek bir yerde ortaya çıkar. Tabii, telefonun icadı örneği gibi bunun da istisnaları vardır. Ama kural olarak 'tek köken' ilkesini kabul edelim. Bir kere ortaya çıkıp tanındıktan sonra onun bütün dünyaya yayılmasını hiçbir güç engelleyemez. Bu çerçevede, 'İnsana ilişkin olan hiçbir şey yabancım değildir' sözünü bu buluşları da kapsayacak kadar geniş anlamda tekrar edebiliriz. Bir insanın icadı, bütün insanlığın malı olur.
Bu kuralı maddi nesneler düzeyinde tespit etmek, kanıtlamak çok kolay. Coca-Cola'yı da, blue-jean'i de aldık, kabul ettik. Tankı, makineli tüfeği de hemen benimsedik. Dünyanın en 'ilkel' bölgesinde yaşayan insan kardeşimiz dahi bu gibi aletleri büyük bir ustalıkla kullanabiliyor.
Dünya uzun zamandır 'globalleşiyor' ve bütün nesnelerin dolaşımı gitgide artarak devam ediyor. Ama laf insan hakları gibi kavramlardan veya insan hakları gibi ilkelerden açılınca dolaşımın frenlerine basılıyor birdenbire. Frene basan ilkelerin kendileri değil; onların, tanım gereği, freni yok. Frene basanlar, 'ulusal egemenlik' diyerek, 'ulusal sınırlar'da bekçilik eden ve insani değerlere de gümrük uygulamaktan yana olanlar. Ama sonunda başarı olmayan, çaresiz bir mücadele sürdürüyorlar. Yalnız Coca-Cola, yalnız blue-jean değil, insan hakları da sınırlardan sızıyor.
Avusturyalı büyük hukukçu Kelsen, 'ulusal egemenlik' gibi bir kavramın hukuktan çıkan bir kavram olmadığını yazmıştı. Doğrudur. Bu kavramı üreten ve sonra uygulamasını yapan, siyasettir.
Evrensel hukukun bir kuralı, herhangi bir kuralı, sözgelişi, bir yasanın getirdiği yaptırımın, kendisi geçerli olmadan önce işlenmiş bir fiile uygulanamayacağı ilkesi, 'ulusal egemenlik'le çelişebilir mi? 'Bu dediğiniz şey Amerika'da uygulanabilir, ama Türkiye'de böyle bir şey düşünülemez' diyebilir misiniz? Çocuk dövmek Fransa'da yasak, Finlandiya'da yasal olabilir mi?
'Olabilir!' diyen kim olabilir?
Olsa olsa, siyaseti hukukla çelişen biri olabilir. Örneğin Yassıada yargılaması öncesinde 'makable şamil' (yani kendinden önceki olayları da kapsayan) yasa çıkarılmıştı. Evrensel hukuka göre böyle bir yasa olamazdı. Ama 'ulusal egemenlik' dediğinizde, uygulamalarınıza kimsenin karışamaması gerekiyordu.
Bu durumda, 'ulusal egemenlik' gibi bir kavramın kimlerin işine yaradığına karar vermek o kadar güç değil.