Humeyni'den Usame'ye

Britanya'daki son saldırı, Humeyni'nin Salman Rushdie fetvasından beri söylediğim şeyi bir kere daha gündeme getirdi. Bu, 'siyasi İslam' mı diyeceğiz, ne diyeceğiz...

Britanya'daki son saldırı, Humeyni'nin Salman Rushdie fetvasından beri söylediğim şeyi bir kere daha gündeme getirdi. Bu, 'siyasi İslam' mı diyeceğiz, ne diyeceğiz, bütün dünyayı İslam'ın egemenliğine alma planı kuran ve bu yolda harekete geçen birtakım kesimlerin değişmez bir kuralı haline geldi.
Aslında 'büyük plan'ın erken bir aşaması bu ve 'büyük plan' hiçbir zaman uygulanamayacağı için daha uzun zaman bu 'erken aşama'nın eylemleriyle karşılaşmaya devam edeceğiz.
'Müslümanları kendi evlerinde' toplamak diyebiliriz buna. Bütün ciddi aksaklıklara rağmen dünyada bir 'küreselleşme' yönelimi var ve bu çerçevede, az sayıda da olsa, farklı kültürlerden insanlar arasında kaynaşma olabiliyor.
Eski imparatorluk Britanya, bu konumundan ötürü o eski dominyonlarından birçok insanın kendi topraklarında yaşamasına izin vermek zorunda kaldı. Böylece, o ülkelerden birçok yoksul insan gelip yerleşerek zengin bir Batı ülkesinin imkânlarından yararlanmaya başladı. Bu yeni durum iki tarafın ırkçılarına birbirine (kendinden olmayana) nefret birikimi yapma fırsatı verdi vermesine, ama aynı zamanda, birbirini tanıdıkça yakınlık, sevgi ve saygı duyanlar da çıktı. Bu yakınlık, Humeyni kafalılar için en korkunç şeydir.
Salman için verilen fetva, öncelikle, bu yakınlaşmanın Batı tarafında duranları hedefliyordu. Doğal olarak sol-liberal kesimden gelen bu insanlar, bir yazarın yazdığından ötürü öldürülmesi gibi bir şeye hoşgörüyle bakamazlardı.
Oysa onlar, Britanya gibi bir ortamda yaşayan değişik topluluklar arasında, sadece birbirini olduğu gibi kabul etme ve gerisine karışmama anlamına gelen bir 'hoşgörü' değil, daha yakın bir kaynaşma, birbirinden etkilenme, 'fusion' olmasını istiyorlardı. Bunun için, 'öteki' diye bilinmiş adamın kültürünü öğrenmek, oradan alabileceklerini almak istiyorlardı.
Ama al sana kültür! 'Peygambere sövdü, o halde öldürülmelidir!' Evet, bu, ilk ağızda, Müslüman'ı anlamak ve sevmek üzere ona yaklaşan Batılıya 'Olduğun yerde kal! Bize bulaşma!' diyen bir fetvaydı, ama asıl amacı aynı şekilde Batılıya yaklaşmakta olan Müslüman'a 'Olduğun yerde kal! Benden izinsiz gidip onunla bununla düşüp kalkma!' demekteydi. 'Kültür' böyle gerektiriyordu.
Humeyni ile Bin Ladin arasında bir tanışıklık hayal etmemiz için herhangi bir neden yok. Ama İslam dünyası üstüne benzer bir perspektiften bakarak kafa yoran kişiler birbirleriyle tanışmadan da anlaşabilirler.
Ayrıntılarda ne gibi farklılıklar olursa olsun, böyle bir plan, Müslümanların kendi evlerine dönmelerini gerektiriyor. Batı'dan kişisel veya genel bir şey ummamalı, umutlarını sadece İslam'a bağlamalılar. Yapılan eylemlerde görülen ustalık, İslam'ın bu umutları hak ettiğinin kanıtı olacaktır.
Tabii Batı ülkelerinde yaşayan bütün Müslümanlar iki gün içinde fiilen memleketlerine dönecek değiller -bunu memleketleri de kaldıramaz. Ama kafalarının içinde dönmeliler ve böylece, orada yaşamaya devam eden Müslüman, İslam'ın cihadının oradaki ajanı olarak kalmalı orada.
Gerisi Batı önyargısına emanet! Hâlâ Batı'dan nefret etmeyi öğrenmemiş Müslüman kalmışsa, Batı sağı, bütün ırkçı koşullanmaları, 'öteki'ne karşı önyargıları, anlayışsızlıkları ve korkularıyla, bu nefretin doğmasına, büyümesine katkılarını sunacaktır. Bu süreç çoktan başladı.