Huntington ve askerlik

Medeniyetlerin çatışması üstüne söylediği sözlerle pek çoğumuzu kızdıran Samuel Huntington'ın askerler ve...

Medeniyetlerin çatışması üstüne söylediği sözlerle pek çoğumuzu kızdıran Samuel Huntington'ın askerler ve modern devletlerde sivil-asker ilişkileri hakkında yazdığı bir kitabı okuyorum. 'Soldier and State' (Asker ve Devlet) adında küçük bir kitap. Başta Almanya, Britanya ve Fransa'da, yani Avrupa ülkelerinde, onlardan sonra da ABD'de modern orduların oluşumunu inceliyor. Oldukça derli toplu bir kitap. Huntington'ın sonraki 'eserleri'ne kıyasla çok iyi ve yararlı buldum.
Ben de bir süreden beri militarizm konusunu incelediğim için bu alanda gezinip okuyorum zaten. Türkiye'de, 'Türk asker doğar' diye yaygın bir inanç vardır. Geçenlerde gene değindiğim gibi, birkaç bin yıldan beri 'devlet' ve 'ordu' sahibi olduğumuzu iddia eder ve bununla kıvanç duyarız. Oysa bunlar ne bizim ne de başkalarının geçmişten bugüne gelen özelliklerimizdir. 'Militarist' ideolojinin kendisi 'modern ordu'nun ortaya çıkmasıyla birlikte oluşmuş bir şeydir ve oluştuktan sonra da, bizimki gibi bazı ülkelerde, böyle bir 'askeri tarih' icat etme âdetini başlatmıştır.
Modern 'devlet' gibi modern 'ordu' da Fransız Devrimi'nin bir ürünüdür ve bildiğimiz biçimlenişinde Napolyon'un epey bir katkısı vardır. Ancak, Napolyon'dan bayrağı ilk alan da Prusya olmuştur. Prusya bayrağı almış ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar da elinden bırakmamıştır. Bütün dünya ülkeleri, bütün bu süre boyunca, ilkin Prusya'da ve Almanya'da denenip kurallaşan şeyleri kopya ederek ordularını biçimlendirmişlerdir. Türkiye de bu kuralın dışında değildir.
19. yüzyılın sonlarından Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar Osmanlı ordusunu bizzat ve bilfiil Alman subaylar şekillendirdi.
Huntington da bütün süreci böyle görüyor ve çok analitik bir yöntemle gelişmeyi adım adım sınıflandırarak açıklıyor.
Askerlik, Avrupa'da, 19. yüzyıla kadar öncelikle aristokrat sınıfın tekelinde olan, bazı bakımlardan neredeyse 'avlanma' gibi, 'spor' özellikleri ağır basan bir şeydi. 'Şey' gibi bulanık bir kavram kullanıyorum, çünkü 'iş' demeye dilim varmıyor. Ancak 19. yüzyıl başında askerlik bir 'iş', bir 'kariyer' haline geldi. Bir 'bilim' gibi araştırılacak, öğrenilecek, özerk bir bilgi alanına dönüştü. bunda da, tabii, gene bir Prusyalı olan Clausewitz'in çok önemli bir katkısı söz konusu olmuştur.
Avrupa tarihinde aristokrasi dışında 'ücretli askerlik' kurumunda yetişip yükselen komutanlar da görülmüştür, ama bunlar hiçbir zaman aristokrasinin önüne geçememiştir. Osmanlı devletinde ise Avrupa'dan ciddi biçimde farklılaşan bir askerlik anlayışı ve yapısı vardı ama bunlar da 19. yüzyıla gelmeden çok önce geçerli veya etkili olma imkânını kaybetmişti.
Askerliğin bir 'kariyer' haline gelmesi, profesyonelleşmesi ve aynı zamanda bir 'uzmanlık alanı' olarak sınırlarının çizilerek ayrışması anlamına geliyordu. Huntington bu zorunluğu vurguluyor ve aynı zamanda buradan çıkarılması gereken sonucun da altını çiziyor. Bu şekilde ayrı bir uzmanlık alanı olan askerliğin bundan sonra bir yandan iç güvenlik konuları, bir yandan da politikayla yolunu ayırması gerektiğini söylüyor: birinci alanı polise, ikinci alanı da politikacıya bırakmak üzere.
Ancak Huntington 150 sayfayı bile bulmayan bu çalışmasında konunun tarihinden çok yapısını gözetiyor, olandan çok olması gerekeni anlatıyor. Modern askerlikle modern ulus-devletin birlikte doğduğu ve birbirini tamamladığı belli. Ama ulus-devleti de askerin (başka bir toplumsal gücün yokluğunda) kurduğu örneklerde durum çok da böyle değil. Bu örneklerde asker özellikle politikadan elini çekmiyor. Çekmemesini meşrulaştırmak üzere üretilen ideolojiye de 'militarizm' diyoruz.