Hüseyin Cöntürk dolayısıyla

Dünkü Radikal'de Hasan Bülent Kahraman, kısa bir süre önce kaybettiğimiz Hüseyin Cöntürk üstüne yazmıştı.

Dünkü Radikal'de Hasan Bülent Kahraman, kısa bir süre önce kaybettiğimiz Hüseyin Cöntürk üstüne yazmıştı. Tanıştıklarını bilmiyordum. Benim de Cöntürk'ü görmeyeli 40 yıl geçmişti. Kısa bir süre önce bir öğrencimden hayatta olduğunu ve edebiyat konularıyla hâlâ ilgilendiğini duyup sevinmiştim. Ama yeniden görmek nasip olmadı.
60'lardan beri yazmadığına göre, genç kuşaklardan edebiyat meraklısı olanlar, çok 'işin içinde' olmadıkça, adını bile duymamış olmalılar.
50'lerin sonunda Hüseyin Cöntürk Amerikan Yeni Eleştiri akımının bir izleyicisi olarak yazmaya başlamıştı. Amerikan Biçimciliği, sanat eserini yalnız kendi öğeleriyle değerlendirme anlayışına dayanır.
Bu bakımdan, Cumhuriyet döneminde Türkiye'de egemen olmuş genel sanat anlayışına aykırıdır. Bu genel anlayışın içinde milliyetçisi olabilir, solcusu olabilir (zaten çok fazla çeşit yoktur); ama hepsi de sonuçta bir sanat eserini dünya görüşüyle değerlendirmekten yanadır. Bize toplum hakkında 'doğru mesajı' mı veriyor, öyleyse iyi.
Anglosakson Biçimciliği ise 'toplum', 'düşünce', 'mesaj' gibi şeyleri ancak eserin kullandığı malzeme olarak ciddiye alır. Eleştirmen Hüseyin Cöntürk'ü de Edip Cansever'in sosyalist olup olmadığı, öyleyse iyi bir sosyalist olup olmadığı hiç ilgilendirmiyordu. Söyleyeceği sözü nasıl söylemiş? Ne gibi araçlara başvurmuş? Metaforlarının, imgelerinin bir iç mantığı ve tutarlılığı var mı? Söylemek istediğini eserde bir 'organik birlik' yaratarak, yeterince söyleyebiliyor mu?
Bülent'in de söylediği gibi o dönemde Türkiye yeni yeni Marksist düşünceyle tanışıyordu. Intelligentsia bunun peşindeydi. Yeni Eleştiri, bu gözle bakan ya da bakmaya çalışanlara, 'Sanat sanat içindir' demiş oluyordu. Demek ki sağdı, burjuvaydı vb.
Ama tabii Memet Fuat gibi bu konularda ciddi düzeyde ilgilenen, Yeni Eleştiri'yi de, sanatın sanatsallığını vurguladığı için olumlu karşılayan solcu düşünürler, edebiyat adamları da vardı.
Yeni Eleştiri dünyada da uzun ömürlü olmadı. En büyük takıntıları, eseri yazarın amacıyla, biyografisiyle ölçmemek, değerlendirmemek... Şimdi rakkas bunun tam ters tarafında. Popülerle akademik arasındaki eleştiri veya edebiyat tarihçiliği tam da bu yol üstünden gidiyor. New York Review of Books gibi, yapmayı üstlendiği işi çok iyi yapan bir kitap tanıtma dergisi, inanılmaz zenginlik ve ayrıntıda biyografik bilgi veriyor.
'Kişisel'liğin bu derece önem kazandığı, başlı başına 'değer' haline geldiği bir dünyada başka türlü olamazdı herhalde.
Benim eleştiri anlayışım da hep topluma ve dünya görüşüne yönelikti. Onun için Yeni Eleştiri'nin kurallarını benimsemedim. Ama Yeni Eleştiri'yi önemsedim. Bir sanat eserinin değerlendirilmesinin çeşitli ölçütleri olabilir, ama bunların arasında sanatsal ölçütlerin olmaması herhalde düşünülemez. Yeni Eleştiri herhangi bir metne önce bir metin olarak bakma ve anlama disiplinini kazandırıyordu.
Hüseyin Cöntürk başladığı işe devam etmedi. Yeni Eleştiri Türkiye'de bu alanda kariyer yapanların bildiği bir şey olarak kaldı. Peki, başkalarının bu alanda yaptıkları daha kalıcı oldu mu? Örneğin, çoğunluğun merak sardığı ve saldırganca sürdürdüğü Marksist ya da topluma yönelik eleştirinin ne kadar kalıcı örneği var?
Hele son 20 yıldır, eleştiri alanı, gitgide çoraklaşıyor gibi geliyor bana. Cöntürk'ün de yazdığı 60'larda ciddi bir kıpırtı başlamıştı; o dönemdeki pek çok şey gibi bunun da arkasını getiremedik.