İki Amerika

Irak müdahalesi sonrasında çıkan esprilerden biri çok hoşuma gitti.

Irak müdahalesi sonrasında çıkan esprilerden biri çok hoşuma gitti. Bilmece biçiminde sorulan bir espri bu: 'Amerikan iç savaşını güneyliler kazanmış olsa, ne olurdu?' Cevabı, 'George Bush başkan olurdu...'
Evet, doğru bundan beteri olamazdı.
Dünyada ve hatta Amerika'nın kendisinde olan bir şeyler hiç olmamış gibi davranabiliyor Walker Bush.
Örneğin, şu Birleşmiş Milletler olgusunun gelişmesine şaşmaktan kendimi alamıyorum. Daha İkinci Dünya Savaşı sona ermeden, böyle bir örgütü oluşturma fikri yaygınlaşır ve tartışılırken, bunu en çok isteyen ülke Amerika'ydı. Birleşmiş Milletler merkezinin hâlâ New York'ta olmasının nedeni de buydu. Oysa şimdi Amerika sanki bu örgütü batırmak ister gibi davranıyor; parasını ödemiyor, daha yığınla irili ufaklı kazık. Üstelik bunlar yalnız Bush'la da sınırlı değil. Bir süreden beri devam ediyor. Dolayısıyla şimdiki Amerika, Birleşmiş Milletler'in kurulması için canla başla çalışan Amerika'ya değil, Cemiyet-i Akvam'dan çekilen ve Hitler'in yükseldiği bir evrede bu uluslararası örgütü iyiden iyiye zayıflatan Amerika'ya benziyor.
Uluslararası hukukun ilk büyük savunucuları, Amerika'da toplanmışlardı o yıllarda. Avusturyalı hukuk teorisyeni, Avusturya'nın 1920'de kabul ettiği (ama bir türlü içine sindiremediği) demokratik anayasayı hazırlayan Hans Kelsen, 1940'ta, Almanya'nın Avusturya'yı ilhak etmesinden sonra kendini Amerika'ya atmıştı. Birleşmiş Milletler üstüne kitaplarını Amerika'dayken yazdı (General Theory of Law and State -Hukukun ve Devletin Genel Teorisi-1945, The Law of the United Nations -Birleşmiş Milletler Hukuku-1950, Principles of International Law -Uluslararası Hukukun İlkeleri-1952).
Amerikalı hukuk devi Philip Quincy Wright aklıma geliyor. Çok genç yaşta doktor ve profesör olduktan sonra 1945'te Nürnberg Mahkemesi'nde danışmanlık da yapmıştı. Study of International Relations (1955) kitabı şimdilerde 'Uluslararası İlişkiler'in bağımsız bir disiplin haline gelmesini en fazla etkilemiş olan eserdir. Ama ulus-devletlerin otoritesini
kabul ettiği bir uluslararası kurumun gerekliliğini savunduğu kitabı, A Study of War'dur (1942-Savaş Üzerine Bir İnceleme).
Wright, Kelsey, Lemkin, Lauterpacht gibi hukukçular, en fazla da Amerika'nın desteğiyle, Birleşmiş Milletler'in olsun, uluslararası hukukun olsun, temel çatısını kurdular.
Daha sonra Wright, kendi formüllendirdiği ilkelerin yanında, kendi devletinin uygulamalarına karşı savaş açmak zorunda kaldı. 1962'de Küba ablukası sorunu ortaya çıktığında (Kennedy zamanı) bunun yanlış olduğunu Amerika'da söyleyen ender kişilerden biri Wright'tı. Daha sonra, Johnson şimdikini biraz andırır biçimde Vietnam'da kendini gitgide daha fazla bağlarken, buna karşı çıkan da gene Wright oldu.
Bunlar, 'güzel Amerikalı'lar. İç savaşı başlatan Abraham Lincoln, Quincy Wright ve daha binlerce demokrat, dürüst, ilkeli Amerikalı. Ama şu anda iç savaşı güney kazanmış gibi olmuş ve George Walker Bush başkanlığa seçilmiş. Dolayısıyla bütün o güzel Amerikalıların oluşturageldiği tarih hiç olmamış gibi olmuş.
Güzel olmayan Amerikalılar da hep vardı -The Ugly American yazılmadan çok önce. Tevrat 'messianizm'iyle, birey olarak ve millet olarak kendini
'kurtarıcı' gibi görmeye alışmış Amerikalılar. Yani bugün George Walker Bush'un temsil ettiği şey, bu toplumda her zaman vardı. Ama bugün olduğu gibi, egemen değildi, böylesine saldırgan ve kendinden emin değildi. Nixon'da bile, neyin yapılıp neyin yapılamayacağına dair bir nosyon vardı.
'Soğuk Savaş' bitti derken, Bush yönetimi Soğuk Savaş'ın başlangıç yıllarına, MacCarthy'ye, John Foster Dulles'a dönüyor. Ama ortada onların düşman olarak benimseyip bıçaklarını biledikleri şeylerin bir benzeri de olmayınca, durum iyice absürdleşiyor.
Son gidişimde, havaalanındaki gazete-kitap dükkânında, soyadı 'Savage' (Vahşi) olan bir adamın adına yakışır kitabını gördük, biraz karıştırdık:
'Amerika'nın düşmanı El Kaide filan değil' diyor adam. 'Onlar önemsiz, fasa fiso. Asıl düşman, Amerikan solu, kendilerine 'liberal' diyenler.'
Evet, Bush bunları Amerika'da yeniden iktidar yaptı. Buradaysa, zaten hep iktidardalar.