İki 'süper güç'

Saddam Hüseyin'in Ortadoğu'da yetişen 'kötü politikacı' tipinin en berbat temsilcilerinden biri olduğu konusunda herhangi bir şüphem yok.

Saddam Hüseyin'in Ortadoğu'da yetişen 'kötü politikacı' tipinin en berbat temsilcilerinden biri olduğu konusunda herhangi bir şüphem yok. Amerika'nın desteğiyle İran'a savaş açarken veya Süleymaniye'de Kürtleri zehirli gazla öldürürken veya Kuveyt topraklarını işgal ederken, nelere 'muktedir' olduğunu gösterdi. Böyle bir adamın elinde göreneksel olan veya olmayan, çok miktarda silah bulunması her zaman tehlikelidir.
Ama bütün bunlar, şu anda, Amerika'nın Irak'a savaş açması için yeterli gerekçe değil. Birinci krizde müdahalenin gerekçesi, son derece açık ve netti. Bir ülke, Birleşmiş Milletler üyesi ve uluslararası bütün organlar tarafından meşruiyeti kabul edilmiş bir başka ülkeyi işgal ediyordu. Ortada, tartışma kaldırır bir durum yoktu.
Şimdi böyle değil. Bir kere, Bush'un Irak'a müdahale etmeye karar vermesinin başlıca nedeni, Irak'ın kendisi değil.
Herkesin çok sayıda sağlam biçimde sezdiği gibi, sorun, Amerika Başkanı'nın, 11 Eylül'de ülkesinin uğradığı saldırıya 'güçlü' bir cevap verme ihtiyacından doğuyor.
ABD, Vietnam dışında, girdiği askeri harekâtlardan yenilgiyle çıkmış bir ülke değildir. Vietnam da, ne olsa, Amerika'dan çok uzak, küçük bir ülkedir. Kendi topraklarında Amerika'ya üstün gelmiş olsa da, Amerika'yı tehdit edemez.
İlk olarak 11 Eylül'de, Amerikan halkı, birilerinin gelip ona kendi
'evinde' zarar verebileceği olgusuyla yüzyüze geldi.
Bush'un Amerikan tarih ve toplumunun hangi yüzünü ve ne gibi 'değer'lerini temsil ettiği malum. O yapısıyla ancak bu tepkileri gösterebilirdi. Gösteriyor.
İlk refleks, Afganistan'a bir yumruk sallamaktı. Ama Amerika'nın sallayacağı yumrukla oradaki Taliban'ın gerçek gücü arasında büyük bir oransızlık vardı. Taliban, yumruğun daha rüzgârından yerle bir oldu. Bu çeşit bir çatışmada onların yapabileceği başka bir şey yok.
Yani bu ilk hamlede düşman tarümar edildi, ama düşmanın bu kadar zayıfı, Amerika'yı ve Bush'u 'kesmedi'.
Üstelik, asıl hedef, yani Bin Ladin, Amerika'nın bu dehşetengiz 'high-tech' saldırısına karşı, mağarasının önüne bağladığı katıra binerek mi, yoksa o da daha ileri teknolojiyi tercih edip bisiklete atlayarak mı, her nasılsa, sırra kadem bastı.
Bush gibi birinin, Afganistanla yetinip sakinlemesine imkân yok. Ama bu aslında Amerikan toplumunu da yatıştırmaya yetmezdi.
O zaman Bush 'sevmedikleri'nin listesine göz atma gereğini duydu. Atınca da Saddam'ı gördü. 11 Eylül'ü Saddam'ın yapıp yapmadığı çok önemli değil. Herhangi bir ilgisi olmasa da fark etmez. O listeye girmiş olduğuna göre, atılacak yumruk nasıl olsa boşa gitmez. Hem bu yumruk, Afganistan'daki gibi de olmaz; 'yumruk' adına layık bir gösteriye imkân verir.
Bir 'seyir' imkânı olur. Her ne kadar ağır sıklet bir boksörün tüy sıklete dayak atması olsa da, biraz daha 'boks'a benzer. Seyredenlerin bir kısmı memnun kalır, 'Cezasını buldu' der; ötekiler ibret alır, 'Bununla başa çıkılmaz, iyisi mi bulaşmayalım' der. Maksat hasıl olur.
Bu arada, bazı Ortadoğu sorunlarına, başta petrol, yeniden bir çekidüzen verilir.
New York Times'da çıkmış bir yazıyı Herald Tribune iktibas etmiş; ben de orada okudum. Yazan, "Belki bu olayın sonunda, dünyada bugün de 'bir' değil, 'iki' süper güç olduğu ortaya çıkacaktır" diyor. Bu güçlerin birincisini hepimiz biliyoruz: Amerika Birleşik Devletleri. Gazetecinin ikinci güç olarak gördüğü ise daha ilginç: dünya kamuoyu.
Buna ben de inanıyorum ve İntifada'nın başlangıcından ve Güney Afrika'da gerçekleşen değişimden beri bunu yazıyorum. Evet, sanırım Bush bu kamuoyunun gelişmesine önemli bir katkıda bulunacak.