?Ilımlı İslam??

?Türkiye?de ılımlı İslam?dan söz edenler, son analizde, İslamiyet?le demokrasinin gereklerini uzlaştırmış, demokratik işleyiş içinde iktidar olabilen, gene aynı kurallar içinde iktidardan uzaklaştırılabilir bir partiden söz ediyorlar.

‘Türkiye’de ılımlı İslam’dan söz edenler, son analizde, İslamiyet’le demokrasinin gereklerini uzlaştırmış, demokratik işleyiş içinde iktidar olabilen, gene aynı kurallar içinde iktidardan uzaklaştırılabilir bir partiden söz ediyorlar. Birilerinin bizi ille inandırmak istediği gibi, baştan aşağıya ‘ılımlı İslam’ kesilmiş bir Türkiye’den söz etmiyorlar. Böyle bir şeyin zaten bir tanımı, bir anlamı olamaz. Ne demek, ‘ılımlı Müslüman Türkiye’? Açık yeşile boyayarak mı yapılıyor bu?
Yukarıda betimlediğim türden bir parti nerede mümkündür? Seküler bir hayat tarzının ortalamanın ötesinde yerleşmiş olduğu, bir gelenek, bir alışkanlık haline geldiği bir toplumda böyle bir parti düşünülebilir. Din büyük çoğunluk için özel hayatın ötesinde bir anlam taşımıyorsa, zaten böyle bir partinin hiçbir yeri olmaz. Din, hayatın ana temposunu belirliyorsa, ağırlığı her yerde hissediliyorsa, bu sefer tersine nedenlerle, gene böyle bir partinin yeri olmaz. ‘Tersine nedenlerle’, çünkü böyle bir ortam ancak kendisi ‘radikal’, ‘şeriatçı’ şu bu olacak bir parti üretir ve ancak böyle bir parti öyle bir düzeni yeniden üretir.
Dolayısıyla, ‘Türkiye’de ılımlı İslam modelinin çıkması mümkündür’ diyenler, bunu, Türkiye’nin sekülerleşme yolunda attığı adımlara güvendikleri için söyleyebiliyorlar. Şu anda varolan seküler kurumları veya alışkanlıkları alıp içine ‘ılımlı dozda’ İslam üflerseniz (bunun nasıl yapılacağını ben bilmiyorum zaten) böyle bir hedefe ulaşamazsınız, çünkü bu çeşit bir ortamda dini referansları olan bir siyasi partinin genel gidişe saygılı bir politika uygulamasının güvencesi o seküler kurum ve alışkanlıkların seküler kalmasıdır.
Soğuk Savaş sonrasında kendini sönen komünizmin yerini almaya aday saldırgan İslamcı akımlarla karşı karşıya bulan Batı dünyası çok anlaşılır nedenlerle bunun gerçekleşmesini istiyor. Dünyanın hiç değilse bir yerinde böyle işleyen bir model olsun ki, ‘Usameci mi olsam, Hamasçı mı, Müslüman Kardeş mi?’ diye düşünen adama, ‘Bak, bir de böylesi var. Bu da mümkün’ denebilsin.
Müslüman dünya 50’ler ve 60’larda sosyalizmi alıp kendine uydurdu ve canına okudu. Oradan umudu kesince de büsbütün kendine dönüp dinini militanlaştırmaya girişti. Bunu yapanların çoğu da eski sosyalist kadrolar veya bireyler (bizim de kendi milliyetçiliğimizi sivriltmeye girişmemiz gibi). Şimdi, özellikle Arap dünyasında, bir ucunda Saddam’ınki gibi Baasçı yönetimler, öbür ucunda da Suudiler gibi teokrasiler olan bir diktatoryal yelpaze egemen. ‘Demokratik’ bir yönü gösteren, savunan, bunun olacağına ihtimal veren yok.
Onun için Türkiye gibi bir örnek, demokratik dünyanın gözünde önemli. Ama bu yalnız ‘demokratik dünya’ için mi önemli? En başta bizim için önemli değil mi? İşin ‘kıvanç’ yanı şöyle dursun, bu zaten bizim isteyeceğimiz, istememiz gereken bir dünya ve bir gelecek için olumlu bir başlangıç değil mi?
Gel gör ki burada birileri, demokratikleşme kendi geleneksel yönetim biçimlerinin köküne kibrit suyu dökeceği için, bütün bu gelişmelere şiddetle düşman ve bunu durdurmak için her şeyi yapmaya hazır. Başlıca silahları, bir kesimin İslamlaştırılma fobilerini gıdıklamak. Bunu yapıyorlar, ama o kesim de, belli, böyle gıdıklanmaktan epey haz duyuyor.