Irak'a asker

Biz burada yeniden, Türkiye'nin Irak'a asker göndermesinin iyi, doğru, gerekli, kaçınılmaz vb. olup olmadığını tartışmaya başladık.

Biz burada yeniden, Türkiye'nin Irak'a asker göndermesinin iyi, doğru, gerekli, kaçınılmaz vb. olup olmadığını tartışmaya başladık. Tartışma terimlerinde bir farklılık yok. Bundan önceki tezkere sırasında konuyu tartışanlar hangi kavramları kullanarak ne gibi 'argüman'lar geliştirdilerse, gene aynı yerdeyiz: bölgesel güç olmayı hak etmek ya da olduğumuzu kanıtlamak, Irak'ta Kürt devleti kurulmasına engel olmak vb. Sonuçta güç kavramı çevresinde uçuşan sözler, dilekler, öneriler.
Durumun hukukla ilişkisi üstünde duran yok.
Yani, asker gönderirsek, asker göndererek ABD'ye yardımcı olursak (çünkü davet, çok sıcak olmasa da, oradan geliyor), haklı bir davada hukuku savunan bir iş mi yapmış olacağız?
Ben böyle bir durum görmüyorum.
Amerika'nın Irak'taki varlığının, birinci tezkere sırasında
'gidelim/gitmeyelim' tartışması yaptığımız zamana bile oranla, daha gayrimeşru bir hale geldiğini düşünüyorum.
O zaman, Irak'ta Saddam'ın gizli gizli silah ürettiğine ve bunun insanlık için tehlikeli olduğuna dair iddialar, en azından bu yolda kuvvetli kuşkular vardı.
Irak teslim olalı aylar geçti. Böyle bir şey bulunmadı.
Bulunmaması, Amerika'nın Irak'taki varlığını daha mı meşru kılıyor?
Cevabı belli bir soru.
Bundan sonra bulunmaz mı?
Aranan şey 'cımbız', 'mermi' filan değil.
Bir yere sıkışıp kalacak bir şey değil. Bundan sonra Amerika'nın
'bulacağı', iddiasını kanıtlamak üzere oturup kendi silah fabrikası kurmadıkça, inandırıcı olmayacaktır.
Tribune'da Derrick Jackson'ın söylediği gibi, geçenlerde George W. Bush, ABD saldırısını haklı göstermek üzere yeni lakırdılar etti. Silah denetçilerine Saddam giriş izni vermediği için müdahale kararı aldıklarını ileri sürdü. George W. Bush bir 'yalancı' mıdır, yoksa kendi söylediklerine -herhalde kendi söylediği için- hemen inanıveren bir 'mitoman' mıdır, bilemiyorum. Ama söylediği doğru değil. Saddam söz konusu denetçilerin girmesine izin verdi. Girdiler. Bush müdahale edeceğini ilan edince ayrılmak zorunda kaldılar.
Dolayısıyla mızrak bu çuvala da giremedi.
Bu mızrağı alacak çuvalı bulmak gitgide güçleşiyor, çünkü mızrak gitgide uzuyor.
Saddam'ın oğullarının öldürülmesiyle, mızrak bir mızrak boyu daha büyüdü.
Bu sevimli yavrular için gözümün yaşardığını söyleyemeyeceğim. Ama bu dünyada ilkeler var. Meşruiyetten yana yaşamak istediğini beyan edenler ve hele meşruiyet jandarmalığına heves edenler, bu ilkelere uymalı.
Adamları bir binada sarmışsınız. Her türlü güç ve imkân elinizde. Bu konumda istediğiniz kadar oturur, bekler, adamları teslim olmaya -ya da belki intihar etmeye- zorlarsınız. İntihar ederlerse, bu sizin sorumluluğunuzda olan bir şey değildir.
Niçin böyle davranılmadığını soran gazeteciye Amerikalı general düşünülüp böyle karar verildiğini bildiriyor. 'Niye öyle?' sorusuna ise hiç cevap vermiyor.
Kim bilir, herhalde 'En iyi Saddam, ölü Saddam'dır!' Dirisinin söyleyeceği laflar da olabilir.
Saddam ailesinin nefretlik varoluş biçimi, bu olayda da meşru davranış biçiminin bu şekilde çiğnenmesinin mazereti yapılıyor.
'Nasıl olsa acıyan çıkmaz!'Şimdi, bu mızrak böyle uzayıp giderken,
biz yeniden 'bölgesel güç olma' terminolojisiyle, o mızrağın yanında bulunup bulunmayacağımızı tartışıyoruz.
'Uday'ın da insan hakkı vardır' diyecek olsam, 'çüş!' diye cevap verme alışkanlığını edinenler, herhalde başka terimlerle bir şey tartışma, tartışmazdan önce, böyle bir şey görme alışkanlığını da kaybetmiş oluyorlar.
'Yargısız infaz' alanında edindiğimiz bunca birikimin, tam böyle fırsat doğmuşken heba edilmesine dayanamıyorlar. Doğru, uzmanlaşma emek ister, harcanmış emeğe de yazık olur.