Irak'ın Kürtleri

Şu günlerde Musul-Kerkük üzerine koparılan gürültüyü anlamak kolay değil. 'Gürültü koparmamak' üzere konuştuğu izlenimini veren belirli bir kesimin de yaklaşımını paylaşamıyorum.

Şu günlerde Musul-Kerkük üzerine koparılan gürültüyü anlamak kolay değil. 'Gürültü koparmamak' üzere konuştuğu izlenimini veren belirli bir kesimin de yaklaşımını paylaşamıyorum. Bunlar, 'Amerika Irak'a giderken biz de tezkereyi öyle değil böyle çıkararak savaşta yerimizi almalıydık,' diyenler. O zaman Irak'ın kuzeyinde olanlara müdahale hakkımız olacakmış, savaşa girme kararı vermeyerek bu hakkı kaybetmişiz.
Irak bir zorbalığa, yasallığı, meşruiyeti olmayan bir saldırıya uğramış durumda. Ben kendi hesabıma Amerika'nın oradaki şu varoluş biçiminin meşruiyetini kabul etmiş değilim ki, bu zorbalık fırsatından yararlanarak içeri dalıp beni ilgilendirdiğini düşündüğüm şeyleri kendime göre düzene koyayım!
Ta 80'lerden bu yana, Türkiye, Irak içlerine girip PKK ile savaşmayı olağanlaştırmayı başardı. O yıllarda Irak'ın diktatörü Saddam'ın İran'la savaş halinde olması böyle bir davranışa bir tür meşruiyet sağlıyordu. Ama tabii onun da kendi Kürt azınlığına duyduğu muhabbet, Türk operasyonları karşısında sessiz kalmasına katkıda bulunuyordu. Böyle bir davranış dünyanın başka bir bölgesinde yürürlükte olsa veya Türkiye'nin başka bir sınırında tekrarlansa ne olurdu, bir tahminde bulunamıyorum. Ama sanki bu kadar sorunsuz bir durum olamazdı gibi geliyor.
Bu sınır-aşırı harekâtlarda, 'Oradan gelip bize saldırıyorlar' diyebilmenin kazandırdığı haklılık da vardı. Ancak şimdi, hiçbir zaman 'buralı' olmamış birtakım Kürtlerin Irak denilen bir ülkenin, bir bölgesinde şu sistem ya da bu sistem içinde yaşama kararlarına bizim nasıl ve nereden bir müdahale hakkımızın doğduğunu anlamıyorum. Kaldı ki, Irak'ın ta 70'lerde yapılmış bir anayasası vardı; Saddam gibi bir diktatör varken anayasada veya başka yerde yazılı 'demokratik' hükümlerin uygulanmaması normal bir durumdur. Bu anayasa da büyük ölçüde böyleydi, uygulanmıyordu. Ama kâğıt üstünde federal ilkeler ve Irak Kürdistanı'nın geniş ölçüde özerkliği kabul edilmişti.
Bunlar olduğu sırada Türkiye kalkıp 'Hayır! Öyle bir anayasa yapamazsınız! Benim kırmızı çizgim var!' falan dememişti. Herhalde diyemezdi de. Komşu ülkenin anayasasına karışan ülke pek görülmüş bir şey değil! Kıbrıs'a müdahalesinin meşruiyetini Pakistan'dan başkasına kabul ettirememiş Türkiye'nin anayasa Kürtlere özerklik verdi diye Irak'a müdahalesi herhalde meşru bir davranış olarak kabul görmezdi dünyada, BM'de vb.
Ama şimdiki durumun farkı ne? Biz burada kendi Kürtlerimize karşı bir politika, bir davranış tutturmuş gidiyoruz. Bunun elbette tartışılacak çok yanı var ama o iş başka iş. Ama dünyada herkes Kürtlere karşı aynı şekilde davranacaktır, diye bir kural getiremeyiz herhalde. Kural getirip uygulamasını da kendimiz yapmaya kalkarsak kendimizi epey tuhaf bir durumda buluruz.
Bu bölgede, meşruiyetini hiç tartışmadığımız günlerde Irak rejimi sayım yapmıştı. Üstelik o sayımda burada bulunan Türkmenler sayılmamıştı bile. Çünkü ya 'Kürt' ya da 'Arap' olduğunu söyleyebilecekti insanlar. Türkmenler de bunlardan birini söylemek zorundaydı. Burada tabii Türkçüler filan uygulamayı eleştirdi ama o zamanki hükümet kırmızı veya başta renkte çizgiden söz etmedi, yalnız Türkmenlere 'Arap' olduklarını söylemelerini tavsiyeyle yetindi.
En önemli konu, ülkemizde yaşayan Kürtlerin bu süreci yüreklerinde nasıl yaşadıkları. 'Yaşasın! Devletimiz Irak'ta bir Kürt özerkleşmesini ezmek için her şeyi yapıyor!' diye seviniyor ve böylece 'biz'e gitgide daha çok mu bağlanıyorlar? Yoksa 'Sakın bunlar bize düşman olmasın?' diye kaygılanıyorlar mı? İkinci durumda, nasıl bir gelecek düşünebiliriz?
Şu son bildiri olayında Kürtlerin Kıbrıs'taki Türkler kadar özerklik talebinde bulunmasının çok ayıp bir şey olduğunu öğrenmiştik.
Peki, Irak'taki Kürtlerin de kendileri için gene aşağı yukarı o kadar özerklik istemesi yasak mı? Ve cezasını kim verecek?