Irkçılığa nasıl karşıyız?

Pazar günü sözünü ettiğim Irkçılık-Turancılık adlı kitaba bugün de başka bir açıdan değinmek istiyorum. Bunun, ırkçıların bazı nümayişleri üstüne...

Pazar günü sözünü ettiğim Irkçılık-Turancılık adlı kitaba bugün de başka bir açıdan değinmek istiyorum. Bunun, ırkçıların bazı nümayişleri üstüne, 1944 yılında, devletin yenilen Almanya'ya tavır almasının ürünlerinden biri olduğunu söylemiştim. Irkçılığa tavır alan bir kitabın, normal olarak, benim gibi bir adamın kulağına hoş gelen bir şeyler söylüyor olması beklenir. Ama hayır, öyle değil. Çünkü bu, özünde ırkçı bir
'ırkçılığa reddiye'. O yazıda da belirttiğim gibi, zaten yazanların çoğu bundan birkaç yıl önce ırkçılığı (Alman şeklini de, 'Tarih Tezi' günlerinde Türk şeklini de) övmüş insanlar.
Kitapta, aslında bugün de devam eden bir izolasyonist milliyetçilik tonu var ki, dayanılır gibi bir şey değil. Nazizm veya ırkçılık gibi ideolojilerin kendileri olarak kötü olmaları söz konusu ya da önemli değil gibi bir izlenim ediniyorsunuz; kendi başına kötü olduğu için değil de, yabancı oldukları veya doğrudan bizim ürünümüz olmadığı için onlardan uzak durmamız gerekiyor. 'Fikir' denen şeye, böylesine 'tek millete özgü' bir nesne gibi bakmak, anlaşılır bir şey değil. Bu anlayışa göre, Locke Descartes'tan herhangi bir biçimde etkilenemez, çünkü biri Fransız, biri İngiliz. Alman olduğuna göre, Kant ikisinden de etkilenmemeli.
Düşünce ile ancak hiçbir ilişkisi olmayan kişiler, düşünceyi böyle kompartmanlara ayırabilirler. Bütün bu yazarların, zaman ve zemin gereği çattıkları Nihal Atsız benim açımdan sevimli düşünceleri olan bir adam değil. Ünlü Voltaire hikâyesinde olduğu gibi, hayatım boyunca o düşüncelerle kavga ederim; ama Atsız'ın bu gibi düşünceleri düşünme hakkını, bütün bu zevata karşı, savunurum. 'Etkilemek'se, evet, herkes herkesten etkilenir. 'Eşyanın tabiatı' değilse, 'efkârın tabiatı' budur. Hele 'yabancı'dan alınma diye saldırmayı anlamak mümkün değil. Bazı alıntılar vereyim. "Bu hareketlerden yalnız yabancılar faydalanabilir. Fesatçılar, yabancılara bilerek mi hizmet ediyorlar?" diyerek, bizzat İnönü, perdeyi açıyor.
Esendal, "Yabancı tahrikçiler bunları kendi menfaatlerine doğru sürüklemekte asla geç kalmazlar" diyerek devam ediyor.
Sonrası zaten koro halinde.
Falih Rıfkı: "...bu vatanla bu millete yabancıdırlar...", "... dışarılı kışkırtıcılar tarafından..." "Kemalizm'e aykırı her ideoloji yabancı kokar..."
Ülkü dergisi: "... dışarıdan sızdırılmak istenen... aykırı ideolojiler türemektedir..."
Derken Hüseyin Cahit: "... Türk Cumhuriyeti'ne zarardan başka bir şey getirmeyeceği pek aşikâr olduğu için, bunun bizim zararımıza çalışan yabancı tahriklerden fışkırmış olması kimseyi hayrette bırakmaz." Ve şu yargı: "Hangi memleket düşman istilası altında çiğnendiyse onun zaafı ve inkırazı daha evvel içeriden hazırlanmış ve içerdeki hainler tarafından temin edilmişti." "Türk'e tamamen yabancı olan birtakım ideolojiler..."
"... otorite ve disiplin gibi ecnebi kelimelerle..."
Bu da Tahsin Banguoğlu: "Yıllardan beri bu propaganda iç ve dış düşmanlarımızın en tesirli silah sanarak sarıldıkları bir propaganda olmuştur." Emin Erişirgil: "Tarifi bile kabil olmayan bu sözü (yani 'Turancılık') ileri sürenler eğer yabancı bir siyasetin aleti değillerse..."
Bedreddin Tuncel: "Şef, milli bütünlüğümüzü bozacak fikirlerin, gümrük kaçağı ideolojilerin..." Ve Yavuz Abadan: "... kötü propagandalara sımsıkı kapalı sınırlarımızdan zararlı yabancı fikir sellerinin aşmasına hizmet..."
Hakkı Nezih Beller: "Kafalarını yabancı zihniyetlerin tahribatına terk edenlerin bu memlekette yaşamalarına değil, nefes almalarına müsaade edemeyiz." "Başka memleketlerde kökleşen ve kökleşmek imkânına malik olan, müsait vasatlar bulan fesat tohumları bizim kafalarımızda katiyen köklenemez."
Bu böyle üstünkörü bir derleme. Ama düşünün, bir ay içinde böyle bir yaylımı. Bu sözlerin bizim ırkçılara söylenmesinin ironisi bir yana, nasıl bir paranoya geleneğinden geldiğimiz herhalde anlaşılıyor.