İslam ve modernleşme

Cumhurbaşkanı ve Diyanet İşleri Başkanı, aynı zamanda Müslüman kimliğinde bir modernleşme gereğinden söz ettiler.

Cumhurbaşkanı ve Diyanet İşleri Başkanı, aynı zamanda Müslüman kimliğinde bir modernleşme gereğinden söz ettiler. Dün (Cumartesi, 18 Ekim)
Hürriyet bu konuda bazı ilahiyatçılar ve İslamcı yazarların görüşlerini almıştı. Bunlar, tabii, kısacık gazete demeçleri. Ama bu kadarının bile derli toplu bir şekilde yayımlanması bana olumlu göründü. Bütün
önemli tartışmalarımız gibi bu tartışma da sürüyor, ama doğrudan ilgili olan, kendini doğrudan ilgili hissedenler arasında sürüyor. 'Karşı taraf' diyebileceklerimiz orada da değil, oralı da değil.
Demeç verenlerden Abdurrahman Dilipak ve Ali Bulaç benim kaç yıllık ahbabım; düşüncelerine değer vermek dışında, kişi olarak da sevdiğim insanlar.
Onların söylediklerini gene kendi düşüncelerime yakın buldum. Örneğin Ali Bulaç, 'Sorun İslam'dan değil, Türk modernleşme projesinden kaynaklanıyor' demiş. Ben, 'İslam'dan kaynaklanmıyor' diye kestirip atamayacağım. Ama 'Türk modernleşme projesi' dediği şeyin sorunların büyük kısmından sorumlu olduğu konusunda aynı fikirdeyim.
'Modernleşme'nin yakın anlamlı olduğu kavramlar ve sürecinin iç içe yürüdüğü süreçler var. Ama bunları 'yakın' değil de, 'eşanlamlı' sayabilir miyiz? Sözgelişi, Batı ile bir bağlantı kurmayan, Batı'ya düşmanca bakan bir 'modernleşme' bence mümkün değildir, mantıken de olamaz, çünkü Batı olmasa dünyada 'modernleşme' diye bir konu ya da kavram olmaz ya da olsa bile şu şimdi konuştuğumuz şeyden tamamen farklı olurdu. Gelgelelim, bütün bunlara rağmen, 'modernleşme' sadece 'Batı'ya benzemek' demek midir? Hayır, bu da değildir.
Daha pratik-kurumsal düzeyde 'modernleşme' bir 'ulus-devlet' kurma projesi olarak tezahür ya da tecessüm etmiştir. Dünyanın gündemine bu kılıkta, bu içerikte gelmiştir. Peki, bir 'ulus-devlet' kurmuş olmak, 'modernleşme' denilen fenomenin bütün içeriğini tüketir mi? Hayır, tüketmez, çünkü yalnız 'kültürel bir proje' olarak bakıldığında, aynı zamanda özellikle 'kültürel bir proje' olarak bakıldığında, 'modernleşme' ulus-devletten çok daha büyük, çok daha
geniş ve çok daha uzun-soluklu bir şeydir.
Oysa Türk modernleşmesi ya da onun 'sahibi' rolünde olanlar, buralarda değiller. Kurulmuş olan ulus-devlet onlarca yeterli. Bu ülkedeki en muhafazakâr güç haline gelmiş olarak, ulus-devletin kendilerine göre değişmemesi gereken özelliklerini ilelebet korumaya çalışıyorlar. Süren bir proje içinde bulunmanın zorunlu kıldığı zihin açıklığıyla değil, bir kaleyi korumanın fanatizmiyle davranıyorlar. 'Batı'ya benzeme' konusunda ise onlar da suçladıkları kesimden çok daha ileri giden bir 'Batı düşmanlığı' içindeler (Ve yukarıda söylediğim nedenle, gerçek bir 'modernleşme'den kopmuş durumdalar). Üstelik, onların geliştirdiği Batı düşmanlığı, insan haklarıyla, nihai olarak demokrasiyle çelişen ve çatışan bir düşmanlık.
Ama bu çarpık çurpuk ideolojiyi, adım başında 'kutsallık' yaratan bu kendilerine özgü 'sekülarizm'i, 'İşte size 'modernleşme'. Alın bunu benimseyin' diye veriyorlar. Şimdiye kadar saydığım bütün özellikler arasında modernleşme ile en temelden çelişeni de bu dayatmacı, zorba tavırları. Bundan yüzyıl önce modernleşme dünyanın birçok yerinde hâlâ dayatmacı olabilirdi. Ama bugün demokratik olmayan bir modernleşmeyi kimse kabul etmiyor. Dolayısıyla, yüzyıl öncesinin yöntemiyle-yani dayatmayla-bugün 'modernizm' yapmaya kalkışıyorsanız, zaten 'modern' kavramıyla çelişiyorsunuz, demektir. Bu, ancak bir 'trajikomedi' olabilir: toplumu 'modernleştirme'ye çalışan bir sosyo-politik özne... Ama kendisi modern değil. Vah vah o topluma!
Bunlar tamam, ama Ali Bulaç'ın dediği gibi 'Din modernleşmeye engel değildir' diyebilir miyiz, bu kadar rahat, bu kadar kendinden emin?
Benim gözümde dinler de son analizde ideolojilerdir ve bütün ideolojiler kendilerini şöyle ya da böyle yeniden biçimlendirme imkânına da, araçlarına da sahiptir. Bu genelleme-soyutlama düzeyinde, belki dinin kendine değil, öncelikle dini benimseyenlere bakmalı (sanırım hem Bulaç, hem de Dilipak, 'çıta yükseltmek' derken buna ilişkin bir şey söylüyorlar).
İsrail ve Musevilik bana çok ilginç görünüyor.
Dünyada 'modernizm' diye bir şey varsa, buna genel olarak Yahudiler kadar katkıda bulunmuş kim var?
Ama bağnaz Yahudiler de ortada. Sakal bırakan, takke giyenleri kastetmiyorum tabii, çok zaman ciddi bağnazlığı yapanlar onlar olsa da. Ama Şaron'un sakalı, zülüfü yok. Ama o da 'modern' değil.