İslam'ın Kalvenistleri!

Ahmet Hakan'ın bu yakınlarda CNN'de başlattığı yeni programının ilk konuklarından biri bendim. Ahmet'in televizyonculuğunu beğendiğim için o zamandan beri de fırsat buldukça izliyorum.

Ahmet Hakan'ın bu yakınlarda CNN'de başlattığı yeni programının ilk konuklarından biri bendim. Ahmet'in televizyonculuğunu beğendiğim için o zamandan beri de fırsat buldukça izliyorum.
Geçenlerde gene ilginç bir konu getirmişti programına: Müslüman Kalvenistlerden söz ediyordu. Bu sıfatla andığı kimseler tabii bütün Türkiye'de varlar, ama bunlar arasında öncelikle anılması gereken yerlerden biri Kayseri. Konuklarından biri bu kentte yaşayan bir işadamı, öteki de Kayseri'deki bu gelişme üstüne kitap yazmış bir kişiydi.
'İslam' ile 'Kalvenizm'in yan yana getirilmesi ilk ağızda insana fantezi gibi görünebilir, ama pek öyle değil. Özellikle tüketime karşı takınılan tavır, bu iki dini anlayış arasında önemli bir ortaklık köprüsü kuruyor. Tüketimden kaçınma ahlakı da, kapitalizmin erken dönemlerinde bir zorunluk olan sermaye birikiminin oluşması için elverişli bir manevi iklim yaratıyor.
Bu ortaklık önemli, ama hepsi bu kadar değil. Kapitalizm, son analizde, sınırlı sayıda bireyleri zenginleştiren bir sistemdir. Hiçbir din, bireysel kazanca bu kadar sınırsız bir hoşgörüyle bakamaz. Onun için, kendini bu maddi sürecin içinde ve aynı zamanda böyle bir manevi inançla donanmış bulan birey, kişisel kazancına, kendi bireyselliğini aşan bir gerekçe de yaratma ihtiyacını duyar. Gerçek Kalvenistler, özellikle de Amerika'ya göçmüş ve bakir bir dünyanın sınırsız gibi görünebilecek imkânlarıyla karşılaşmış olanları, kendilerini Tevrat'ın peygamberleri veya savaşçıları gibi hayal etmeye başlamışlardı. Bu bakir toprakları Allah adına fethedecek, onun kutsal ilkelerine dayanan ve onları yaşatan bir ülke kuracaklardı. Bu misyon onlara, özel olarak verilmişti: yeryüzündeki cenneti yaratmak. Böyle bir misyonu engellemek isteyenleri de (örneğin putperest Kızılderililer) gözlerini kırpmadan yok edeceklerdi.
Ahmet Hakan'ın programına konuk ettiği Kayserili işadamı, konuşmanın bir noktasında, bütün bu ekonomik faaliyetin ve zenginleşmenin, Türkiye'nin dünyaya hükmetmesi gibi bir amaca hizmet ettiğini söyledi. Ahmet Hakan da bu noktada ekonomik faaliyette böyl bir hükmetme özleminin arasında nasıl bir bağ olduğunu sormadan edemedi. İşadamı, bunun üzerine, biraz daha ölçülü kelimeler seçerek verdiği açığı kapatmaya çalıştı.
Ama belli ki bu Müslüman Kalvenistler ya da Anadolu Kaplanları zihinlerinde böyle rüyalar kuruyorlar. Bunu ne kadar ciddiye almalı. Belki çok fazla değil. Türkiye'nin 'süper-ego'su böyle terimlerle çalışır. Onun için, kendi 'kazanma' durumuna daha 'soylu' bir gerekçe göstermek isteyen herhangi biri tam da böyle bir amaca işaret edebilir.
Ancak bu olgunun kendisi önemli, söz konusu işadamının böyle bir 'hükmetme' isteğinin gerçekten varolması veya olmamasından çok, ulusal bilinçaltının bu gibi kavramlarla tıka basa dolu olmasının bir anlamı var.
Daha ilginç -ve daha ürkütücü- bir söz daha söyledi işadamı: "Eskiden Kayseri'de ticaret hayatı ecnebilerin elindeydi," dedi. Az sonra, bu 'ecnebiler'in Kayseri'de yaşayan Rumlar ve Ermeniler olduğunu anladık.
'Political cornectness' denen şeyden, Amerika'da gördüğümde (gerçeği değiştiremeyince, gerçeğe işaret eden kelimeleri değiştirme özelliğinden ötürü) hazzetmiyorum. Ama bizim ülkede bundan biraz bulunsa iyi olacak galiba. 'Azınlık sorunları'nı hepimizden iyi çalışmış olan Baskın Oran resmi yazışmalarda 'ecnebi Türkiye vatandaşları'ndan söz edildiğini gün yüzüne çıkarmıştı ve böyle bir lakırdının ne gibi anlamlar içerebileceğini hepimize düşündürmüştü.
İş hayatının yorucu temposu içinde Kayserili işadamı bu tartışmaları izleyememiş belli ki.
Bu da, şu ya da bu işi yapan herhangi bir bireyin ağzından çıktığı için değil, yukarıda değindiğim, ulusun ortaklaşa bilinçaltının daimi mobilyası arasında yer aldığı için önemli ve aynı zamanda endişe verici.
Kalvenizm'den pek uzak sayılmaz, gerçekten de.