'İstanbul not Constantinopolis'

Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun bir 'jest' yaptığını ve </br>İstanbul'a 'İstanbul' dediğini gazetelerde okudum.

Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun bir 'jest' yaptığını ve
İstanbul'a 'İstanbul' dediğini gazetelerde okudum. Bu, Papandreu'nun Türkiye'ye yaptığı birçok jestten biri. Yunanistan'daki Türk azınlığa
'Türk' demesi de bunlardan biriydi. Yani, bir şeylerin doğru adını söylemek bu dünyada bir jest, hem de önemli bir jest olabiliyor. Pek çok şeyin adını ters koyma kültürüne sahip bir ülkede bunun ne kadar iyi bir şey olduğunu herkesten önce anlamamız gerekir.
Caius Flavius Valeris Constantinus, Naissus'ta doğmuştu. Babasının adı Constantius Chlorus, annesininki Helena'dır. Hayatının erken yıllarını Roma'da, Britanya'da, Afrika'da geçirdi. Kendisinin ve babasının adları (arada bir 'n' harfi oynuyor) Latince 'constantia'dan gelir; yani, Türkçeye 'sadık' olarak çevrilebilirdi. Niye uzun uzun bu bilgiçlikleri yazıyorum? Constantinopolis'e adını veren Roma İmparatoru'nun Yunanlılıkla pek bir ilgisi olmadığını göstermek için. Hıristiyan dinini serbest bırakması, Roma'ya son gidişinde pagan ayinine katılmaması gibi davranışlarından ötürü sonradan kilise tarafından aziz ilan edildi. Adını Yunanlar da çocuklarına verir oldular, ama aslı Latincedir. Onun için, Yunanlılar'ın Konstantinopolis adına bu düşkünlüğünü anlamakta güçlük çekerim. Bu, tabii, lafın gelişi oldu. Niye böyle olduğunu anlamayacak bir şey yok, ama hayatta başka birçok saplantıda olduğu gibi burada da temel bir mantıksızlık var.
Vaktiyle, Mahmut Tali ile birlikte, Atina'da bir toplantıya gitmiştik. Burada, baba Papandreu zamanında Dışişleri Bakanlığı yapmış, şimdi
adını hatırlamadığım biri, 'Tarihi kentler tarihi adıyla tanınmalı.
İstanbul'un uluslararası adı Konstantinopolis olmalı' diye tutturmuştu. O da bir 'Dışişleri Bakanı', Yorgo da, ama arada epey fark var (şu Öcalan'ı saklayan emekli komodor vardı hani, Naksakis miydi, neydi adı -gitgide unutkanlaşıyorum- onu da bu tuhaf toplantıda tanımıştım).
Oysa Osmanlılar da herhangi bir kompleks duymadan, öteki adlarının yanı sıra 'Konstantiniye' diyorlardı bu kente. 'Kompleks' bir yana, özellikle kıvanç duyarak söylüyorlardı bunu, çünkü şanı dillere destan Konstantin kentini onlar fethetmişlerdi ve adını her söyleyişlerinde bunu bir daha dünyaya ilan etmiş oluyorlardı.
Bir aralık bir arkadaş (Cüneyt Ayral) 'Konstantiniyye' adlı bir dergi yayımlamaya başlamıştı. Birkaç sayı sonra adından ötürü derginin yayını yasaklandı. Yunanistan ve Türkiye.. bu iki ülkede böyle şeylere şaşılmaz... 'Bir elmanın yarısı sen, yarısı ben.'
Çok daha eskiden, Eartha Kidd'di galiba, birisi, 'Istanbul not Constantinopolis' adında bir şarkıyı dünyada meşhur etmişti. 'Üsküdar'ı filan da söylemiş, bu münasebetle 'Türk dostu' olmuştu. Herhalde bu yakınlaşma sırasında bazı vatandaşlarımız bu önemli konuyu ona açmış olmalı. Bu ciddiyetten uzak hafif kafalı, hafif müzikçi de böyle mizahi bir şarkı çıkarmıştı marş temposuyla terennüm edilmesi gereken konudan. Ve hâlâ dünyada birçok kişi İstanbul'u Constantinopolis olarak bilir. En azından, ağızlarından daha doğal olarak o isim yuvarlanır. Onlar, o 'ecnebiler', tabii ki, bunu Türk düşmanı oldukları için yaparlar. Bu kenti, ona bizim verdiğimiz bu adla anmaya hâlâ hazır değillerdir. Hâlâ Sevres'i uygulamak istedikleri için böyle derler. Buna karşılık biz de her yıl bu kenti fethetmiş olmamızın bilmem kaçıncı yıldönümünü kutlarız. Demek ki, ne birileri kaybetmiş olmaya alışmış ne de birileri kazanmış olmaya. Ne denir? Sonuçta gene 'Bir elmanın yarısı sen, yarısı ben...'
Bu saçma kilitlenmenin bir önemli sonucu, bu kentte var olan yığınla Roma-Bizans kalıntısının gizli ve kapalı tutulmasıdır. Dünyanın hiçbir yerinde, elinin altında bu tür tarihi-arkeolojik hazineleri olan bir ülke, sivil-asker devlet kadrolarının tamamen sanat-dışı kaygılarından ötürü, bunları insanlıktan kaçırma ve sakınma konusunda böylesine tutarlı bir performans göstermemiştir. Ve dünyada hiçbir ülke, kendi bulunduğu topraklarda bilmem kaç yüzyıl önce var olmuş bir medeniyetle böyle bir mücadele sürdürmemiştir.
Bizim 'İstanbul', Yunanca 'kente' ya da 'kentte' anlamına gelen 'eis tin polis' ayrıca. 'Konstantinopolis' derken onlar neyi kazanıyor, 'İstanbul' derken biz neyi kanıtlıyoruz? Ne saçma dünya bu?