İsveçlinin değerlendirmesi

Bildiğim kadar Dagens Nyheter İsveç'in en ciddi ve en önemli gazetelerinden biridir. Bu gazetede, 31 Mayıs tarihinde yayımlanmış bir yazının İngilizce çevirisi elime geçti. Ben de bunu Türkçeye çeviriyorum.

Bildiğim kadar Dagens Nyheter İsveç'in en ciddi ve en önemli gazetelerinden biridir. Bu gazetede, 31 Mayıs tarihinde yayımlanmış bir yazının İngilizce çevirisi elime geçti. Ben de bunu Türkçeye çeviriyorum.
"Bir saniye durup hayal edin ki, Stockholm Üniversitesi ile Solertone Koleji bir araya geldi ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman askerlerinin İsveç'ten geçmelerine imkân tanınması hakkında bir konferans düzenlemeye karar verdi. Biraz daha ileri gidin ve hayal edin ki hükümetimiz böyle bir geçiş olmadığını veya olmuşsa bile bunun önemli olmadığını ilan etti. Her şey hazır, konferans gayet iyi hazırlanmış, davetliler gelmeye başladı. Derken İsveç Adalet Bakanı parlamentoda konuşuyor ve bu konferansın vatana ihanet olduğunu, İsveç ulusunu sırtından hançerlemek anlamına geldiğini beyan ediyor.
Tehditler karşısında düzenleyiciler konferansı iptal etmek zorunda kalıyor. Başbakan İsveç'te elbette ki akademik özgürlük olduğunu söylüyor, ama bakanını savunuyor ve sadece kişisel düşüncesini dile getirdiğini belirtiyor.
Bütün bunlar size olmayacak şeyler gibi görünebilir. Ama geçen hafta Türkiye'de tam da bunlar oldu. İstanbul'da üç üniversitenin düzenlediği, I. Dünya Savaşı bağlamı içinde Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü ve Ermeni soykırımını ele almayı amaçlayan bir konferans, Türkiye hükümetinden gelen tehditler üzerine iptal edildi.
Trajik olan şey, tarihi huzura kavuşturacak tek şeyin, açık bilimsel tartışma olmasıdır. Bugün Türklerde Ermeniler ve Süryanilere soykırım uygulamış olmaktan ileri gelen bir toplu suçluluk duygusu var. Ama tuhaf bir biçimde hükümet sanki Türk devletinin yasallığının bu soykırımın inkârına bağlı olduğunu düşünür gibi tepki gösteriyor. Bugün önemli olan, Türk halkı adına işlenmiş olan bir suçun tanınması değildir. Gerçek bir tartışma olmazsa, bu gibi tanımalar simgesel kalır, yarım ağızla söylenmiş bir söz, temeli olmayan bir tanıma olarak kalır. Bugün acil önem taşıyan şey, geçmişin açıkça konuşulmasıdır, sıradan vatandaşların da aydınlarla birlikte bu tartışmanın içinde bulunmasıdır.
Şimdi bu tartışma Türk aydınları ve yazarları arasında geçecek. Ama ulusal imge hakkındaki çarpık anlayışıyla rejim, bu insanları zaten Türk ulusunun bir parçası olmadıklarını söylemişti.
Ben bunun tam tersini söylerim.
Gerçek yurtseverler, bu konferansa katılacak olanlardır."
Evet, Dagens Nyheter'de, Henrik Berggren imzasıyla yayımlanan 'editorial' bu. Kıyım için ısrarla 'soykırım' demesine, başka ayrıntılara takılabilirsiniz. Ama ortalama Avrupalı'nın olaya bakışı budur. Bunun değişmesini istiyorsanız, bunun yolu bütün toplumu hep bir ağızdan 'Yalan! Olmadı!' diye bağırtmak değildir. Asıl bunu yaptığınız zaman 'iflah olmaz derecede faşistleştirilmiş bir toplum' damgasını yersiniz.
Bunu değiştirmenin yolu, evet, Berggren'in dediği gibi, olayın Türkiye'de tartışılmasının önünü açmaktır.
Ama benim bu yazıda asıl ilginç bulduğum, 'İsveç'te böyle bir şey olduğunu hayal edin' kurgusu.
Nedendir acaba, bir İsveçli ya da demokrasiyi yaşayan herhangi birinin hayal etmekte zorlandığı bir olayın, bizim için gündelik gerçeklik olması? Bundan mutlu olanlar var, biliyorum. Ama Türkiye'nin dünya ile bütünleşmesinden yana olanlar bu soruyu kendilerine ve çevrelerine sürekli sormalı.