İt dalaşı

Son günlerde, yıllar öncesinin bir 'it dalaşı' hikâyesi birdenbire dallanıp budaklanarak medyanın baş köşesine yerleşti. Çıkış yerinin Yunanistan'da yayımlanan bir dergi olduğu anlaşılıyor.

Son günlerde, yıllar öncesinin bir 'it dalaşı' hikâyesi birdenbire dallanıp budaklanarak medyanın baş köşesine yerleşti. Çıkış yerinin Yunanistan'da yayımlanan bir dergi olduğu anlaşılıyor. Ama burada yankılanma biçimi de doğrusu epey şaşaalı oldu -hâlâ da oluyor.
Ben de belleğimde iyice küllenmiş bu olayı sağa-sola sorup yeniden hatırlamaya çalıştım.
'Kardak krizi' adıyla tarihe geçen tuhaf olaydan görece kısa bir zaman sonra olduğunu hatırlıyorum. Bu demektir ki, Türk-Yunan ilişkilerinin, saçma nedenlerle de olsa, ciddi bir biçimde gerildiği bir zamanın olayıydı. Ve bu niteliğiyle o günlerde telaffuz edilen 'Bir kaza kurşunu atılsa, savaşa yol açar' düşüncesine denk düşüyordu. Kim bilir, belki de böyle sahiden gergin ve savaş ihtimaline açık bir ortamda cereyan ettiği için taraflar sorumlu davrandı ve doğal olarak Kardak'tan çok daha önemli görünen bu olayın yeni gerginlikler yaratmasına izin verilmedi.
Bu 'it dalaşı' denen tehlikeli oyunda uçaklar silah kullanmak dışında savaşırken yapıkları her şeyi yapıyorlar. İşin seyrini, kendileri de, ekranlarından izliyorlar. O tarihte varılan açıklama şöyleydi: Bir an Yunan uçağı, silah attığı anda Türk uçağını vuracak pozisyona gelir gibi oluyor; aynı şekilde durumu gören Türk uçağı da füze menzilinden çıkmak için oldukça sert bir manevra yapıyor ve bunun sonucunda uçak kontrolden çıkıyor.
Olayı yeniden alevlendirdikten sonra, ilgililerle konuşan gazeteciler, 'O zaman kanıt yoktu' cevabını alıyorlar. Evet, yoktu. Türkiye'den başka NATO çerçevesinde de olay araştırıldı ve ateş edildiğine dair herhangi bir kanıt bulunmadı. Olayı izleyen, öteki Türk uçağının pilotu da, 'Zaten Yunan uçakları da şaşkındı. Eğer gerçekten vurmuş olsalardı hemen kaçarlardı' diye konuşuyor. Onun yedi yıl sonra anlattıklarından, muhtemelen unuttuğum bir ayrıntıyı yeniden öğreniyorum. Düşen uçaktaki ikinci pilot 'fırlatma koltuğunu kullanarak' uçaktan atlamış. Gazetede bu türlü ayrıntılara rastlamak mümkün değil de, atladığına göre o birinci derece tanık olarak nasıl anlatmıştı olayı?
Şu anda, o zaman olana eklenecek bir kanıt gene yok. Ama gazetede veriliş üslubuna baktığınızda, kanıtın bulunduğuna ve uçağın düşürülmüş olduğunun kesinleştiğine inanıyorsunuz.
Hangi 'kanıt' bulunmuş. En önemli kanıt, bunu yaptığı söylenen Yunan uçağının burnuna Türk bayrağının çizilmiş olması. İkinci Dünya Savaşı'ndan beri pilotlar düşürdükleri uçağın bayrağını böyle çizerlermiş. Benim aklımda kalan açıklamaya göre Yunan pilot düğmeye bastığı anda uçağı düşürecek pozisyonu bulmuş. Yani, manen, kendini düşürmüş sayıyor. Üstelik, fiilen de bu durum olmuş, çünkü ötekinin kurtulmak için yaptığı hareket de ölümcül olmuş. Bayrak resmi yapması gerekir miydi (yaptıysa)? Bana göre elbette çirkin bir şey bu. Ama hayatı bu 'vurdu, vuruldu' üstüne kuran insanların normal davranış biçimi böyle. Zaten böyle şeylerden ötürü savaş ve savaşçılık kötü şeyler, artık tarihe karışması gereken şeyler.
İkinci 'kanıt' da Yunan dergisi Krama'nın editörünün 'kanaati'. Onun ne olduğunu, bizdeki gazetelerin o parlak yaklaşımlarından çıkarsayıp anlamak mümkün değil. Ama ben de herhangi bir ağırlık taşımayan bir 'kanaat' ya da 'soru' olmak üzere, acaba son analizde, 'F-4'ten daha iyi olduğunun reklamını yapmak isteyen 'Mirage'ın bir şekilde sözcüsü olabilir mi?
Gene 'kanıt'tır demeyen, ama 'bilgi talep edilebilir' diyen CHP milletvekili Onur Öymen de 'Kesinlikle bizimdir' diye Çiller'e bilgi veren danışmanı olarak Kardak krizinde en önemli rolü oynamış olan kişi.
Yedi yıl önce olmuş ve kapanmış bir olayın ısıtılıp basbayağı büyütülebilir bir gerilim vesilesi olarak kamuoyuna sunuluvermesi, bu olayın en düşündürücü yanı. Hani, birileri sahicisini de yapabilirdi.
'Manipülasyon' yeteneğinin böylesine sınırsız olması insanı gerçekten ürkütüyor.
Her şeye hazır olmak gerek.