İyi örnek 'emsal' olmadı

Bu hafta sonunda bir grup gazeteci, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün davetiyle, Edirne'ye gittik ve orada iki gece kaldık. Benim İstanbul'da işim olduğu için Edirne'den döndüm.

Bu hafta sonunda bir grup gazeteci, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün davetiyle, Edirne'ye gittik ve orada iki gece kaldık. Benim İstanbul'da işim olduğu için Edirne'den döndüm. Ama geri kalanlar bu sabah Gelibolu'ya, restore edilmiş bir mevlevihanenin açılışında hazır bulunmak üzere yola devam ettiler.
Daha birkaç günlük gezileri var.
Vakıflar Genel Müdürlüğü, bu kuruluşun şimdiye kadar yapmadığı bir işi yapmaya girişmiş: Üzerinde bulunan, çoğu harap bir yığın tarihi eserin onarımı, restorasyonu! Edirne'nin ilk menzil olarak seçilmesinin nedeni de buydu. Çünkü Edirne hem çok sayıda tarihi eserin bulunduğu hem de bu 'çok sayıda tarihi eser'in çok sayıda olanlarının perişan bir halde durduğu bir kenttir.
Genel müdür Yusuf Beyazıt, akıllı ve enerjik bir insan. Gençliği ve enerjisiyle, kendinden önce o kadar kişinin 'üstüne vazife' saymadığı bir şeyi 'vazife' saymış; birtakım harabelerin, daha doğru onların kayıtlarının bekçiliğini yapacak yerde, kendilerini onarmaya girişmiş. Nesnel konumuyla bir 'bürokrat' olduğunu söylememiz gerekir; ama işine yaklaşımı ve hayata bakışıyla, bu kelimenin aklımıza getirdiği çağrışımların tamamen karşıtı olan bir kişi.
'Onarım', çok önemli elbette.
Aynı zamanda, ciddi bir şekilde, adına yaraşır şekilde yapılacak olursa, çok daha pahalı bir iş. Yani, istek ve iradenin, bilgi ve zevkin yanı sıra, bir de para ve maddi imkân gerektiriyor.
Yusuf bey, devletin başka kurumlarına avuç açmadan bu işleri yürütebilmek için, kendi bünyesinden gelir üretmenin yollarını aramış ve sanırım büyük ölçüde bulmuş. Osmanlı geçmişinde 'vakıf' dediğimiz mülk çeşidinin önemi malum: gayrimenkul varlık içinde muazzam bir yekûn tutar. Kimi 'ismi var cismi yok' hale gelse, çoğu harap olsa da, burada büyük bir servet yatıyor. Bu âtıl servetin bir kısmını harekete geçirerek ve daha rasyonel bir kiralama politikası izleyerek, Yusuf bey onarım işlerine rahatça ayırabileceği, önceden varolmayan bir gelir yaratmış.
Edirne'deki yoğun gezimize, yakın zamana kadar yıkık bir duvardan başka bir şey olmayan iki (küçük çaplı) camiden başladık. Benim bir-iki yıl önce Edirne'ye gidişimde içine giremediğim iki önemli caminin (biri Muradiye, öbürü yalnız cami de değil, bir tek şifahanesi açık olan II. Bayezid Külliyesi'nin binaları) bugün onarılmış ve hizmete açılmış olduğunu gördüm. Berduşhane haline gelmiş bir medresede çalışma (epey ileri aşamaya gelmiş olarak) devam ediyordu. Genel müdür, büyük ölçüde harap duran havrayı onarmak için de Yahudi cemaatinden proje bekliyor.
Benim için çok sevindirici bir olaydı, bu yeni gelişmeleri öğrenmek ve bir kısmına bizzat tanık olmak. 'Baştan sona her şey mükemmel' diyemem; bunu Yusuf bey de demiyor ve denmesini istemiyor da. Ama gördüğüm kadarıyla iyi bir yola, iyi bir şekilde çıkılmış. Sürecin kendisinin de hepimize öğretecekleri olacaktır.
Şimdilik bununla yetineyim, ama sanırım devamı gelecek ve üzerine söz söylenmesi gereken pek çok iş ortaya çıkacak.