Justitia Regnorum Fundamentum

Yıllar önce, Viyana ziyaretlerimden birinde, Habsburg’ların yüzlerce yıl ikamet ettiği Hofburg Sarayı’nn merkezi bir kısmında, kocaman harflerle yazılmış bir yazı gördüm: ‘Justitia Regnorum Fundamentum’ diyordu. Ne diyor bu Latince söz? ‘Adalet Mülkün Temelidir’ diyor. Hani Türkiye’de her ‘Adalet Sarayı’nda, her mahkeme salonunda, altında ‘Kemal Atatürk’ imzasıyla görmeye alışık olduğumuz aforizma.
Bir ‘telif hakkı’ ödenmesi gereken bir durum var ortada! Biz mi Avusturya’ya ödemeliyiz, onlar mı bize?
Atatürk böyle bir cümleyi 1918’den önce söylemiş olamazdı. O tarihte ise Habsburg saltanatı son buldu. Ama bu hesaplara hiç girmeden, biraz kitap karıştırınca, bunun hem Avusturya, hem de Prusya’da hanedanların ‘düstur’u olduğunu, belki
I. Franz’a kadar uzandığını görüyoruz.
O halde niçin bu vecizenin altında her zaman ‘K. Atatürk’ adını görürüz?
Elimde, Gazi’nin Vecizeleri başlığını taşıyan, 1930’da Cumhuriyet gazetesinin matbaasında basılmış bir kitap var. Vecizeleri derleyen, M. Agâh. Pek çoğunun altına, kaynak göstermemekle birlikte, tarih koymuş. O kitapta bu ‘vecize’sinden haberi olmamıştı. Ama şu durum, bu toplumla ilgili bazı ilginç soruları içeriyor.
Atatürk’ün böyle bir ‘intihal’ yapmak isteyeceğini aklım kesmiyor. Bu böyleyse, bunu onun adına yapanlar, Atatürkçüler. Bu ikisi arasında ciddi bir mesafe var zaten. Niçin uçağa binerken ‘İstikbal göklerdedir’ cümlesini, hastaneye girerken ‘Beni Türk hekimlerine...’ isteğini, kültürle ilgili bir kuruma ayak basmışsak ‘Sanatsız kalan bir milletin...’ yargısını görmek zorundayız? Bunlara kim karar veriyor? 60’larda, nereye gitsek komünizmin her görüldüğü yerde ezilmesi gerektiğini okurduk. Hayata katı bir ideolojinin gerekleri çerçevesinde değil de, bir gerçek saygısıyla bakmak isteyen, bunu tercih etmiş olanlarımız, bunun sahte olduğunu, bir imza taklidi olduğunu bilirlerdi. Ama yetkililer
kendi bildiklerini okurlardı. ‘Memleket için bu lazım’dı ve neyin ‘lazım’
olduğunu da sadece onlar bilirdi. Aslında bundan pek de uzaklaşmış falan değiliz.
Şu anlattığım durum, bugün süregiden kavganın da dibinde yatan etkenlerin sonucu.
Kendi başına çok da önemli değil belki, ama bir sistem haline gelince
önemli: Orta Avrupa’nın muhafazakâr hanedanlarının bir ‘düstur’ olarak bellediği sözün altına ‘Atatürk’ imzasını atıyor, ortalığı bununla donatıyorlar.
Yabancı dil bilince, azıcık Latince’yi sökünce, ‘Justitia Regnorum Fundamentum’un ‘Adalet Mülkün Temelidir’in aslı olduğunu anlıyorsunuz. Ülke dışına çıkıp, sağa sola baktığınızda, bunun yazısını da görüyorsunuz. Demek ki öyle ikide bir dışarı çıkmamalı, yabancı dil de bilmemeli. Doğrusu, bugün hâlâ, bu ikisini de yapabilenlerin yüzdesi bir hayli düşük.
Çünkü, sorun yalnız bu slogan değil. Mazallah Kant’ın ‘Aydınlanma’ yazısını okur ve bununla size ‘Türk Aydınlanması’ diye belletilen şey arasındaki fark üstüne düşünmeye başlarsınız. Buradaki ‘sosyal-demokrasi’ ile dünyadakinin arasındaki uçurumu görürsünüz;
demokrasi, laiklik ve ikisinin ilişkisi hakkında, burada söylenmeyen şeyler öğreniverirsiniz. Kısacası, burada ‘gerçek’ diye burnunuza sokulan şeyler hakkında aklınız karışabilir, mazallah!