?Kadın meselesinde kıyafet ikinci derecededir...?

Geçen gün, Atatürk ile Atatürkçüler ilişkisine değinmiştim; ‘Adalet Mülkün Temelidir’ lafının popüler kültür düzeyinde ona atfedilmesi, kimsenin çıkıp bunu düzeltmek istememesi üstüne bir yazıydı. Düzeltmek sanki bir ‘saygısızlık’ olacak, konu Atatürk’se. Böyle bir anlayış.
Bir zamanlar, Söke yakınlarında bir askeri birlik vardı ve o karargâhta, yıllar yılı, gene ‘K. Atatürk’ imzalı bir ‘slogan’ durdu. Şimdi kaldırmışlar diye duydum. Ezberimde tam kalmadı ama mealen şöyle bir şeydi: “Herkes canını, kanını, vatanına ve milletine borçludur; binaenaleyh zamanı gelince kanını vatanına geri vermesi gerekebilir.” Böyle bir şey söyledi mi, söylemedi mi, bilmiyorum. Ama söylediyse de, zevksiz bir söz bu. Bütün ‘kan edebiyatları’ gibi, tamamen zevksiz. Ama yıllar yılı orada durdu, öylece: Çünkü belli ki Atatürkçüleri rahatsız etmiyordu.
Birçok kere söyledim, özellikle bu dönemde ‘Atatürkçü’ sıfatını kuşananlar, ondan çok İttihat ve Terakki tarzında bir milliyetçilik çizgisi güdüyorlar. Acaba Atatürk, bugün birilerinin Enver veya Talat Paşa’lara gösterdiği muhabbeti onaylar mıydı? ‘Sakarya’da bir yenilsin de ben yeniden şansımı deneyeyim’ diye sınırda bekleyen Enver’i hiç sevmediği bir sır değil. Enver-Talat çizgisinden Doktor Nâzım’ın veya Canbulad’ın İzmir mahkemesi tarafından asılmasına da ses çıkarmadı. Ama bunlar, bugünün Atatürkçülerinin tavrını değiştirmiyor, çünkü şimdi onlara milliyetçiliğin bu türlüsü lazım. Böyle olunca, benimsedikleri Atatürk’ün söylediklerini benimsememek -ve söylemediklerini benimsemek- de onların elinde olan bir şey.
Değindiğim yazıda, elimde Gazi’nin Vecizeleri diye 1930 basımlı bir kitap olduğunu söylemiştim. Bakın, oradan bir ‘vecize’:
“Kadınlık mes’elesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası,
asıl muzaffer olunması lazım gelen saha nur ile, irfan ile, fazileti hakikiye ile tezeyyün ve tecehhüz etmektir.” 1923.
Mesaj yeterince açık sanırım. “Kadınların kılığına kıyafetine takmayın. Okuyup öğreniyorlar mı, kendilerini bilgiyle donatıyorlar mı, ona bakın” diyor. Hani sanki bugünlerde olan şeyleri görmüş de bu sözü söylemiş olsa, güncel duruma bu kadar uygun bir şey söyleyebilirdi.
‘Yükseköğretim düzeyi’ diyoruz. Gözlerini kırpmadan hâlâ ‘Fransa’ falan diye yalan söylüyorlar: Dünyanın hiçbir yerinde ‘yükseköğretim düzeyi’nde böyle bir yasak yok. Kafanın dışına değil, içine bakın, diyoruz- Atatürk de aynı şeyi söylemiş. Böyle giyinen birçok genç kadın, muhafazakâr ailelerinden üniversitede okuma izni koparabildi. Şimdi bunları yeniden evlerine geri gönderiyorsunuz, dedik. Bilgi almaya gelmiş birine, “Senin kılığın böyle bir şey istemene müsait değil! Haydi, geldiğin yere!” denmez dedik.
Bu alıntıyı yeni gördüm, kendimin böyle iyi bir Kemalist olduğumu bilmezdim. Meğer şu yukarıda ‘dedik, dedik’ diye sıraladığım sözleri söylerken Atatürkçülük yapıyormuşum.
Alıntıyı yeni gördüm ama Atatürk’ün kendisinin, bugünlerde sağda solda ‘Atatürkçülük’ adına ahkâm kesip eylem yapanlarla kıyaslanamayacağını hep bilirdim. Onun adına girişilen bu akıldışı ‘şekilcilik’ ve ‘dış görünüş’ gayretkeşliklerinin anlamsız olduğunu daha 1923’te söylemiş. Tabii bu arada, “Kendileri için en ehemmiyetli, en hayırlı, en faziletkâr bir vazifeleri de ‘iyi valide’ olmaktır” demeyi de ihmal etmemiş (bu da 1923’ten). Kadın özgürlüğünün tayyör giymekle sağlandığına ve meselenin kapandığına inananlar arasında da, böyle bir ‘vecize’nin geçerliliğini, nihai anlamını tartışmaya hazır olanlar var mı acaba? Sonuçta sorun kimin ne dediğine değil, genel insan aklının neyi gösterdiğine bağlı.