Kemalizm ve İttihatçılık

Bugünlerde, geçen yüzyılın 'fikir hareketleri'nden başlayarak, Türk sağının ideolojik koordinatları üzerinde çalışıyorum.

Bugünlerde, geçen yüzyılın 'fikir hareketleri'nden başlayarak, Türk sağının ideolojik koordinatları üzerinde çalışıyorum. Çok sistematik olma çabasına girmeden (çünkü buna pek bir gerek yok, ne okusanız, aynı statik yapı çıkıyor karşımıza), biraz gelişigüzel, elime geçeni okuyorum. En son, İsmail Hami Danişmend'in, galiba ölümünden (1967) sonra bazı yazılarının derlenmesiyle ortaya çıkarılmış 'Türklük Meseleleri'ni okudum (1976'da yayımlanmış.)
İsmail Hami bu kitabın başında, 'millet' ve 'Türklük' konusunda hüküm süren belirsizlikten yakınıyor. 'Türkiye'de milliyet fikri henüz müşterek bir iman esası olamamış, bilakis bir tefrika ve ihtilaf amili şeklinde kalmıştır' diyor. Bu aslında hâlâ böyle. Yalnız bu konuda farklı yaklaşımlar olduğu için değil (olması da, İsmail Hami ve benzerlerinin isteği hilafına, son derece normal). Kimileri, bugünün dünyasında fazla yakışıksız kaçacağı için, en harbi ve hasbi inançlarını yüksek sesle söylemiyor, ama davranışlarını gene de o inançlarına uyduruyorlar. Bu da karışıklığa katkıda bulunuyor.
Burada İsmail Hami'nin Atatürk'ten verdiği bir alıntı dikkatimi çekti. Daha önce rastlamamıştım. İsmail Habib Sevük, Atatürk'ün Meclis'te söylediği bu sözleri liseler için hazırladığı 'Tanzimat edebiyatı' ders kitabına koymuş ve 'Türk milliyetçiliğinin beyannamesi' başlığı altında sunmuş. İsmail Hami de bunun için 'İlk ve en realist beyanname' diyor (ama söylenenden hiç memnun değil): "Efendiler, büyük hayaller peşinde koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz. Büyük ve hayali şeyler yapmadık, yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, garazını, kinini bu memleketin üstüne celbettik. Biz Panislamizm yapmadık, 'Yapıyoruz, yapacağız!' dedik; düşmanlar da yaptırmamak için bir an evvel 'Öldürelim!' dediler. Panturanizm yapmadık,
'Yaparız, yapıyoruz, yapacağız!' dedik ve gene 'Öldürelim!' dediler. Bütün dava bundan ibarettir.
Efendiler, bütün cihana havf ve telaş veren mefhum bundan ibarettir. Biz böyle yapmadığımız ve yapamadığımız mefhumlar üzerinde koşarak düşmanlarımızın adedini ve üzerimize olan tazyikatı teyid etmektense hadd-i tabliye, hadd-i meşrua rücu edelim. Haddimizi bilelim. Binaenaleyh, efendiler, biz hayat ve istiklâl isteyen bir milletiz. Yalnız ve ancak bunun için hayatımızı ibzal ederiz." ('İbzal', 'mebzul' ile aynı kökten, 'bol bol harcamak' anlamında.)
Atatürk'ün Panislamizm'i hiçbir şekilde 'muteber' sayılmayacak bir ideoloji olarak gördüğü kesin. Panturanizm'i de böyle görüyor mu, yoksa bunu 'taktik' olarak mı söylüyor? Yukarıdaki satırlardan, 'Güçlenene dek Panturanizm yapmayalım; güçlenince düşünürüz' anlamı çıkarılır mı? Özellikle son satırlarda söylenenler bu izlenimi vermiyor. Ama bu dönemde kültürel düzeyde bol bol Panturanizm yapıldığından için kesin yargıya varamıyorum.
Atatürk'ün öncelikle İttihat ve Terakki'yi eleştirdiği çok belli. Birinci Dünya Savaşı'nda Sultan Reşad'a Müslümanların Halifesi olarak 'cihad' ilan ettirmişlerdi. Dünya Müslümanları sömürgeci İngiltere ve Fransa'ya savaş açmaya davet edilmişti. Ama kimsenin kılı kıpırdamamıştı. Abdülhamid'in hep blöf olarak kullandığı bu kâğıt böylece açılmış ve işe yaramadığı anlaşılmıştı. Bu konu bana ilginç geliyor, çünkü o zamandan bu zamana, Türk milliyetçiliği, Atatürk'ün koyduğu sınırları (yukarıdaki alıntıda kelime olarak 'had' üç kere geçiyor) aşıp İttihat ve Terakki milliyetçiliğine dönüştü. Susurluk olgusundan Kıbrıs'ta jeopolitik edebiyatına ya da 'süper-güç' olma özlemlerine uzanan bütün bu alanda aynı şey görülüyor.
İçtenlikle kendini Kemalist sayanlar da aynı kervana katılmış gidiyor. Farkındalar mı, değiller mi, merakımdan soruyorum.