Kıbrıs

Hürriyet'in birkaç önemli yazarı birden Kıbrıs'ta Klerides'le, Denktaş'la görüştüler.

Hürriyet'in birkaç önemli yazarı birden Kıbrıs'ta Klerides'le, Denktaş'la görüştüler. İzlenimlerini, analizlerini, vardıkları sonuçları aktarıyorlar şimdi. Şu ortamda Kıbrıs'ın Türkiye için ağırlığı her geçen gün artıyor. Dolayısıyla medyanın konuyu böyle gündemde tutması iyi. Görüşler doğal olarak değişiyor ve kimi zaman 'karşıt' oluyor; ama bu da normal, zaten durum böyle. Yalnız, bu kargaşada söylenen her şey 'görüş' mü? Bunların ne kadarı sorunun uluslararası çözümünde yeri olan nesnel değerlendirmeler? Ne kadarı, yalnız Türkiye içinde 'kullanım değeri' olan propaganda malzemesi?
Cüneyt Ülsever, Denktaş'ın ne gibi imkânsız taleplerle işi yokuşa sürdüğünün ve çözümü imkânsızlaştırdığının analizini yapmış. Onun söylediklerini tekrar etmeme gerek yok. Ben, Denktaş'ın tekrar ettiği, şu son Kıbrıs tartışmalarında benim de iyice kafamı taktığım 'jeopolitik' konusunu işaret edeyim. Denktaş'ın bu konuda söyledikleri de son derece net: "Biz Türkiye'nin haklarını kendi imzamızla ortadan kaldıramayız. Bu 70 milyonun jeopolitik hakkıdır."
Açıkça görülüyor ki Rauf Denktaş sanıldığı gibi Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye Türklerinin haklarının koruyuculuğunu yapmaktadır. Konuya, Annan planına, bu 'jeopolitik' açısından bakılınca, herhangi bir planla uzlaşmanın imkânı yoktur. Demek ki durum devam edecektir.
'Görüş' ve 'propaganda malzemesi'ni ayırmakla bunu göstermek istiyorum. Bu, konunun uluslararası düzeyde çözümüne ilişkin bir 'görüş' değil. Bu, Türkiye'nin (Kuzey Kıbrıs burada ikincil konumda, aslında) sorunu çözmeme kararının ilanı, böyle bir kararın gereği hakkında da Türkiye ve Kuzey Kıbrıs halklarına sunulan bir açıklama, bir meşrulaştırma çabası.
Belli ki Denktaş buna kararlı; belli ki burada da böyle düşünen ve isteyenler var.
Ama böyle istemeyenler de var. O zaman onların 'Jeopolitik nereden çıktı?' diye ortaya çıkmaları gerekiyor. Uluslararası platformlarda da bir açıklama yapmak gerektiğinde, 'Türk'ü Anadolu'ya tıkan' planlardan mı söz edeceğiz?
Siz, politikanızı, bu gibi özlemler üzerine inşa ettikçe, barışı, uzlaşmayı, uluslararası işbirliği ve paylaşım yerine gerilimi, silahlanmayı, kendine pay çıkarmayı tercih ettikçe, bunların propagandasını yapacağınız halkınızın da bunları yutacak ve bunlardan mutlu olacak kıvama gelmesi gerekiyor. Denktaş'ın söylediği doğruysa, demek o mitinglerde toplanan binlerce insan yanlış. Peki, nasıl yanlış? Bu kadar insan niye yanılıyor? Bunu, olayı izleyen buradaki insanlara da açıklamak durumundasınız.
Efendim, 'conflict resolution' adı altında Amerikalılar beyin yıkamış, Kıbrıs Türklerini yönlendirmiş, o yönlendirilenler de ötekileri yönlendirmiş, böyle olmuş.
Peki, Denktaş niçin bu uzun vadeli sinsi planları engellememiş? Kandırılmış mı? Oysa biz onu, hiç kandırılmaz biri diye bellemiştik.
Burada önemli konu şu: 'conflict resolution', amaçları bakımından, Denktaş'ın veya başkalarının karşı çıkabileceği, yasaklayabileceği bir şey değildir. Bunu yapacaksa da, 'faşist' damgasını yemeye hazır olmalıdır. Yani, siz şimdi Kıbrıs'ta bu istemediğiniz mitinglerin niçin olabildiğini açıklamak üzere, 'conflict resolution' gibi kavramlara ve onların altında yatan değerlere savaş açarsanız, faşizm cephesinde yer almakla kalmaz, toplumunuzu faşizmle birlikte ahmaklığa mahkûm edersiniz.
Kimisi de o mitingleri Karen Fogg'la açıklamaya çalışıyor: Fogg, 10, 20 aydına bu yönde direktif vermiş, sonunda Kıbrıs'ta 40 bin kişi mitinge katılmış.
Bu gibi propagandaları yutmak, ancak bir budala için mümkün. Sözünüzün etkili olması buna bağlı. Zaten her türlü cehalete mahkûm ettiğiniz ve bu tür lakırdıları tartışmasız yutmaya koşullandırdığınız sevgili vatandaşlarımız elde bir; geri kalanları, bir yolunu bulup, aynı budalalık düzeyine indirmek gerekiyor.
Çünkü bu politika, akılla ve zekâyla olmaz.
Faşizm, toplumu, en tehlikeli zaaflarından yakalayarak ikna etme sanatıdır.