Kıbrıs sohbetleri

Kıbrıs'ta 'çözüm' derken, bu konuda süregiden mücadelenin en zorlu iki tarafı Türkiye ile şu ülke, bu ülke, örneğin Yunanistan falan değil, Türkiye ile Türkiye.

Kıbrıs'ta 'çözüm' derken, bu konuda süregiden mücadelenin en zorlu iki tarafı Türkiye ile şu ülke, bu ülke, örneğin Yunanistan falan değil, Türkiye ile Türkiye. Türkiye'de bu konunun uluslararası topluluğun da uygun bulduğu normlara göre bir uzlaşmayla sonuçlanarak Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin önünün açılmasını isteyenler var. Bir de böyle şeyleri hiç istemeyenler var. Onun için Türkiye'de biri çıkıp Kıbrıs'la ilgili herhangi bir şey söyledi mi, öyle düşünmeyen cepheden bir salvoyla karşılaşıyor.
Bu sabahın gazetelerinde Kıbrıs üstüne haber ve yorumlar gene yoğunlaşmıştı. Çünkü Dışişleri'nden konuyla ilgili yeni bir açıklama yapılmış ve bir politika değişikliği olacağı söylenmişti. Yusuf Buluç'un gazetelerden okuduğum sözlerini makul ve olumlu buldum. Bu arada, kaynağı belli olmayan (bu durumlarda olmaması âdettendir), 'ilhak tehdidi'nden vazgeçildiği 'çıtlatması' da basında yer alıyor. Bu, tabii, çok olumlu.
Ama gene bu sabah, 'ne oluyoruz?!' salvosu da başlamıştı. İlhakla ilgili değişiklik dahil, bu söylenenlere karşı çıkılıyor, daha da çıkılacak. Ama bu yeni yarı-resmi açıklama, Dışişleri Bakanı'nın bir süre önce söylediği, aslında herkesin bildiği, ama hükümeti yıpratmaya yardımcı olacağı için gene de kıyameti koparmaktan geri durmadığı, 'Sonra işgalci olarak yorumlanırız' sözünün devamı gibi görünüyor. Zaten bunun için de olumlu.
Bu arada, Hürriyet'te, Rauf Denktaş'tan da bazı alıntılar yer alıyor. Türkiye'de Dışişleri bir 'değişiklik'ten söz ettiğine göre, Denktaş'ın da kendi konumunu buna göre ayarlaması gerekiyor. Bunu başka, yani daha açık bir dille söylemek gerekirse, Denktaş, son durumun nasıl çözümsüzlüğe yönlendirileceğinin hesabını yapacaktır.
Nitekim, Hürriyet'te yer alan sözleri tam da bu minvalde gidiyor. 'Anlaşma olsa bile, Türkiye, AB üyesi oluncaya kadar uygulanmamalı' demiş. Eh, biraz da böyle zaman kazanır, fena mı?
Ama istediği süre, yalnız Türkiye'nin AB'ye üye olacağı o meçhul anla sınırlı değil (bu tabii Türkiye'ye anlamlı görünmesi beklenen bir 'mehil' talebi). Haberde ayrıca şunları okuyoruz: "Kuzey'in ekonomisi Rumların ekonomisine denk gelinceye, eşitlik ihdas edilinceye kadar moratoryuma ihtiyacımız var."
Bu işin başında Kıbrıs'ın bir tane 'ekonomi'si vardı ve bunun kuzeyi, güneyi yoktu. 1974'ten sonra iki Kıbrıs ortaya çıkınca, kuzeydekinin ekonomisi de, koşullarının dikte ettiği seyri izleyerek buraya vardı. 'Ambargo' falan, evet, ama madem dünyada hiçbir devletin kabul etmediği bir devlet kuruyorsunuz, bunları da sineye çekmeyi kabul edeceksiniz.
Yani şimdiye kadar izlenmiş politikanın sonucunda Kıbrıs'ın iki parçası arasında bu muazzam ekonomik eşitsizlik meydana gelmiş; şimdi Denktaş aynı politikayı biraz daha sürdürmek için izin istiyor kamuoyundan. Niye? Eşitsizliği gidermek için! Bunun akılla, mantıkla bir ilgisi olabilir mi?
Yukarıda alıntıladığım cümlenin arkasından da şu cümle geliyor: "Ama bunları söylediğimizde uzlaşmaz oluyoruz."
Estağfurullah! O ne söz? Hiç bu tavra, bu söze 'uzlaşmaz' denebilir mi? Denktaş, sadece ekonomik eşitlik sağlamak üzere, muhtemelen ebediye kadar, bir sürecik istiyor.
Ama bu arada, gene bu sabahın gazetelerinde gördüğüm, Genelkurmay Başkanı'nın Kıbrıs üstüne sözlerine bir anlam veremediğimi söylemeliyim.
'Türk'ün Anadolu'ya hapsedilme süreci' ne demektir? Bu söz belli ki kötü bir durumu anlattığına göre, bunun karşıtı nasıl bir süreç olacaktır?
Kıbrıs'ta Türk askerinin bulunması ve KKTC'nin kurulması, Türkiye'nin güvenliğinin mi bir gereği? Ve biz uluslararası görüşmelerde Türkiye ile KKTC'nin ilişkisini bu olgu üzerinden mi tartışıyoruz? Yoksa 1974'te Sampson'un yaptığı faşist darbenin adada yaşayan Türklere vermesi muhtemel zararı önlemek için mi oraya gittik (ve orada kaldık)? Uluslararası görüşmelerde bu 'jeo-strateji' gerekçesini kullanıp kullanmadığımızı gerçekten merak ediyorum.