KKTC ve 'tek yol'culuk

Kıbrıs'ta halk, 'Hem o, hem o' demiş, 'mesaj çözümleri' bize böyle diyor. Oysa 'Türk siyasi kültürü' içinde yetişenler, 'Ya o, ya o' geleneğine bağlıdır.

Birçok seçimden sonra olur, Kıbrıs'taki seçimden sonra 'Halkın bize verdiği mesaj' üstüne bir edebiyat başladı. Sağ ve sol cephelerdeki oy oranlarına ve sandalye sayılarına baktığımızda tam bir kilitlenme gördüğümüze göre, bu kilitlenmenin altından bir 'hikmet' bulmak gerekiyor.
'Şifre uzmanı' kişiler vardır, hani şifreli mesajı ellerindeki anahtara göre 'deşifre' ederler. Şimdi başta hükümet, bütün ilgililer, Kıbrıs seçimlerinden gelen bu 'şifreli mesaj'ı deşifre etme çabasında.
Deşifre ettiğinizi iddia ediyorsanız, bunu 'iddialı' bir dille ortaya koyacaksınız ki, ikna edici olabilesiniz. 'Gördüğünüz gibi, her şey çok açık' diye başlayacaksınız, 'halkımız demek istiyor ki...'
Oysa bütün bu konuşmaların nedeni, halkın demek istediğinin açık olmaması, olamaması.
Aslında hükümet 'halkın verdiği şifreli mesaj'ı, bu türlü çözerken, kendisi iki yöne iki 'şifreli mesaj' vermiş oluyor.
Bunların birincisi Kıbrıs'taki ve Türkiye'deki Denktaş cephesine diyor ki hükümet: "Bakın, oy oranınız nerelere indi. İnadınızda devam ederseniz daha da inecek; 'trend' besbelli. İnsanlar AB yolunu açan bir çözüm bekliyor. Bunu engelledikçe daha da utandırıcı durumlarda bulabilirsiniz kendinizi. Onun için inadı bırakın, şu işi hep birlikte efendi efendi çözelim."
Mesajı böyle deşifre etmenin ikinci şifreli mesajı da Avrupa Birliği'ne "Bakın, görüyorsunuz, muhalefet umulan oyu toplayamadı. Umulduğu kadar kitlesel bir destek sağlayamadı. Türkiye bu çözümün ne kadar muhataralı olduğunu biliyorsunuz. Ortada beklenen kitle desteği olmadan bunu yapmaya kalkışmamız bizim için çok gözü kara bir girişim olabilir. Bizden bunu talep etmeyin, biraz zaman tanıyın."
Söz konusu taraflar da zaten hükümet mesajlarını vermeden önce durumu görmüş ve bu şifrelerin anahtarlarını hazırlamışlardır.
'Halkın ne dediği çok açık' diye konuşanlar, yani en başta hükümet, bu açıklığı nasıl açıklıyor?
Halk öncelikle 'Çözüm isteriz' demiş. Bu, solun aldığı oylarda 'gizli' mesaj; ama, aynı zamanda, 'Uyduruk şeyler değil, çözüm gibi çözüm isteriz' demiş. Bu da, sağın aldığı oyların 'deşifre edilmiş' hali.
Sonuçta, Kıbrıs'ta halk, 'Hem o/hem o' demiş. Bu mesaj çözümü bize bunu söylüyor.
Oysa, Kıbrıs'ta veya Türkiye'de 'Türk siyasi kültürü' içinde hareket etmeye alışmış insanlar, 'Hem o/hem o' demezler. O kültürün dokusunda böyle bir düşünce tarzı yoktur. O kültürde, 'Ya o/ya o' deme geleneği kurulmuştur. Bu zaten birinciyi, yani 'Hem o/hem o'yu mantıken dışlar.
Denktaş cephesi, yıllardan beri, Kıbrıs'ta ve Türkiye'de, 'Çözüm diyen haindir' diyor ve başka bir şey demiyor. Bu cephe, yalnız Kıbrıs değil, mümkün olan her konuda bu tavrı alır ve 'Ya o/ya o' siyasi kültürünün yaratıcısı olur. Bunu söyleyen ('Benim gibi düşünmeyen haindir' diyen) kişi, 'Hem o/hem o' diyebilir mi?
Bu cepheye oy vermiş olanlar, ucunda AB görünen bir 'çözüm'ün kendileri için iyi sonuç vermeyeceğine inanmış durumdalar. Zaman geçtikçe birçokları tavrını yumuşatabilir, düşüncesini değiştirebilir. 'Zaman' geçince bunlar olabilir, ama şu anda bu insanlar düşünmüş taşınmış ve 'Avrupa'nın canı cehenneme' demişler.
Öbür türlü oy verenler de bu konuda 'Hem o/hem o' demiyorlar. Onlar Denktaş'ın ve orada bulunan Türk askeri birliğinin kendilerine sağlayacağı 'güven'i zaten aramıyorlar; hatta belki artık bu 'güven'den kurtulmak istiyorlar. Avrupa Birliği içinde olmak, onların aradığı türden güveni vermeye yeterli.
Yani sonuçta 'ak' diyenler var, 'kara' diyenler var. Buna bakıp "Halkımız 'gri' dedi" diyorsak, durumu betimlemiyor, yorum yapıyoruz.
Buna çok da itirazım yok. Yorum her zaman yapılabilir, yapılmalı da. Hele yorumu gerilimi azaltmaya yardımcı olabilecekse sahiden, hiç itirazım yok.
Ama o yorumun yanı sıra bilelim ki, biz bugüne kadar 'Hem o/hem o' mantığına açık bir siyasi kültür ve böyle yetişmiş bir toplum yaratmadık. Bundan sonra yaşanacak her sorunu da, 'Ya o/ya o' kültürünü sindirmiş bir toplum olarak yaşamaya mahkûm olduğumuzu unutmayalım.