'Kolay'

Geçen gün bizim üniversitenin 'hocalar odası'nda, İngilizce okutmanlarından birinin bir öğrenci kızla, 'tartışma'ya yaklaşan ama konum farkından ötürü tam bir 'tartışma' da olamayan bir konuşmalarına...

Geçen gün bizim üniversitenin 'hocalar odası'nda, İngilizce okutmanlarından birinin bir öğrenci kızla, 'tartışma'ya yaklaşan ama konum farkından ötürü tam bir 'tartışma' da olamayan bir konuşmalarına, ortadan bir yerden, 'kulak misafiri' oldum. Belli ki öğrencinin bir yakınmasıyla başlamıştı konuşma. Okutman, "E, ne yapalım?" diyordu, "kolay değil. Öğrenmek kolaydır diye bir kural yok."
Bu sözler içimde yıllardır dolan bir şeyleri, bir 'birikim'i dürtükleyiverdi.
Şu 'kolaylık' ideolojisini. Evet, böyle bir 'kural' yok, ama daha beteri var:
'kolay' olmak, bir değer!
'Kulak misafiri' olduğum konu, belli ki, 'İngilizce öğrenmek'le ilgili. Şimdi, bir yabancı dili öğrenmenin, yani o dilde yükseköğrenimi sürdürecek düzeye gelecek şekilde öğrenmenin, 'kolay'ı ne demek?
'İyi öğreten' vardır, o kadar iyi öğretemeyen vardır; öğretim yöntemleri vardır, bazıları işin şu kısmını, bazıları bu kısmını öğretmek için daha uygundur. Yani buna benzer birçok şey sayabilirsiniz ve bunlar zaman zaman, belirli durumlarda ve ölçülerde, yapılan işi 'kolay'laştırmaya yararlar. Ama ne yaparsanız yapın, sonunda bir yabancı dil öğreniyor veya öğretiyorsunuz ve bu da 'kolay' bir şey değil. Hele 'öğrenen', bunun 'kolay' olmadığını kafasına koymaz ve 'zor'luğunu göğüslemeye karar vermezse, işi hiç 'kolay' değildir.
'Şimdiki zamanı öğrendim, ama geçmiş zaman çekimleri bana zor geldi.
Onları öğrenmesem olmaz mı?'
Böyle dil öğrenilir mi?
Dil de öğrenilmez, hiçbir şey de öğrenilmez. Ama ne yazık ki her şeyin böyle öğrenilmesinin ve her şeyin böyle yapılmasının 'iyi' olduğuna ve hatta bunun bir 'hak' olduğuna dair son derece yaygın bir inanç var. Dediğim gibi, 'kolaylık', bir 'değer' olmuş. Bu böyle olunca, bunun tersi, yani 'güçlük', veba gibi kaçmamız, sakınmamız gereken bir şey haline geliyor doğal olarak.
Zihnimde yer etmiş, 'anonim' bir kalıp var... 'Nerede yazıyor?' diye sorsanız hemen gösteremem, çünkü aslında her yerde yazıyor. Diyelim bir 'kitap tanıtma' yazısında: '... kısa, kolay anlaşılır cümlelerle yazılmış...' Siz de hemen hatırlamadınız mı bu kalıbı ve benzerlerini?
Bu ve benzerleri şaşmaz bir biçimde bir 'övgü'yü dile getirmektedir. 'Kolay anlaşılır' olmanın şüphesiz bir 'erdem' olarak kabul edilebilecek bir biçimi vardır. Ama bu, biraz da bireysel bir şeydir -herkes bunu başaramaz. Sözgelişi Bertrand Russell olağanüstü sofistike bir analitik-matematik felsefenin son derece sofistike bir sözcüsüydü. Ama felsefe tarihi üstüne yazdığı kitap gibi metinler yazdığında en zor felsefe sorunlarını çok kolay anlaşılacak örneklerle açıklayıverirdi. Bu elbette bir 'erdem'dir, ama dediğim gibi, herkesin böyle bir özelliğe sahip olmasını bekleyemeyiz, talep edemeyiz.
Bir de, gözden hiç kaçırılmaması gereken şu nokta var: kolay anlaşılır hale getirmek, konuyu kolaylaştırmak demek değildir. Hayatta en önemli konular, hiç kolaylaşmayacak konulardır. Bunların kendilerini kolaylaştırmaya kalkıştığınızda, hayatın özünü de sulandırmaya çalışıyorsunuz demektir.
Ama şöyle bir durup çevreme bakındığımda, her yerde, her durumda, bunun egemen eğilim olduğunu görüyorum. Birçok şeyi, zorluğunu göğüslemeden, zahmetine katlanmadan, ağırlığını sırtlanmadan, 'yaparmış gibi' görünerek yapmak, sonunda yalapşap, sığ ve içeriksiz bir dünyaya hapsediyor insanı.