'Kötü yapılaşma'

Türkiye'de 'kötü yapılaşma' diye bir şeyden sık sık söz ederiz. 'Bina' demek istiyorum, şu aşamada.. binaların kötülüğü, yani çürüklüğü, derme çatmalığı, çirkinliği.

Türkiye'de 'kötü yapılaşma' diye bir şeyden sık sık söz ederiz. 'Bina' demek istiyorum, şu aşamada.. binaların kötülüğü, yani çürüklüğü, derme çatmalığı, çirkinliği. Bütün Türkiye, İstanbul'a aktığı için en büyük 'kötü yapılaşma' alanı da İstanbul ve çevresi. Birbiri üstüne yığılmış, uzunlu-kısalı, sıvasız-sıvalı, beton bloklara bakmak, insanı depresyona sokabilir.
Ama İstanbul dışına çıkınca da durum bundan çok farklı değil. Daha 'az gelişmiş' denebilecek, daha yoksul bölgelerde, kentlerde dolaşırken, girdiğim binaları, tırmandığım merdivenleri vb. hatırlıyorum. Basamakların yüksekliği birbirini tutmadığı için devamlı tökezlersiniz, kapı kapıya, pencere pencereye benzemez.
Neden böyledir bu? Önde gelen açıklama ekonomik: parasızlıktan! Her şeyin en ucuzunu kullanmak zorundasın, en kısa zamanda, en kestirme yoldan, en az maliyetle bitireceksin işi. Tepesine bir de çatı kondurdun mu, 'oh' diyorsun, iş bitiyor.
Peki, ne olacak? Hep böyle duracak mı? Muhtemelen duracak. Bu yöntemle koca koca şehirler inşa etmişsin. Bu binaların içinde milyonlarca insan yatıyor, kalkıyor, yaşıyor veya çalışıyor.
Ama bunlar bir maddi yetersizliğin ürünüydü, onun için böyleydi. Bu yetersizlik aşılacak olsa da böyle kalacaklar mı?
Cevap, gene, 'Muhtemelen evet'. Bir kere daha o yetersizlik pek de öyle aşılmış falan değil. Elbette 'iyileşmeler' var, ama bunlar da sınırlı. İyileşme büyüdüğünde, bunları, olanları yıkıp, yerine daha iyilerini yapmayı düşünebiliriz.
Düşünebiliriz de, bir de zahmeti, işin muazzamlığını canlandırın gözünüzde. Neredeyse bütün memleketi yeniden yapmak gibi bir şey. Ve bütün o gereksiz masraf, boşa gitmiş emek, sokağa atılmış para. Üstelik, kendinizi bu muazzam işe girebilir durumda gördüğünüz zaman bile, var olan yapı ister istemez yapacağınız işi belirleyecek, biçimlendirecek.
Kötü yapılmış bir şeyi düzeltmek, dünyanın en zor işlerinden biridir. Deneyen bilir, kötü yapılmış bir çeviri düzeltmenin ne kahredici bir uğraş olduğunu.
Şimdi, 'kötü yapılaşma' deyimini 'bina'lardan başka alanlara kaydırıyorum. Toplum da bir 'yapı' sonunda; elle tutulur kurumları ve elle tutulmaz prosedürleri, yaşama üslubuyla bu 'yapı'nın da 'iyi'si olur, 'kötü'sü olur.
Bu yapıyı kurmanın, toplumun işlevlerini yerine getirme tarzını oluşturmanın bir önemli öğesi 'yasa'dır. Yaptığınız yasalarla toplumun sınırlarını çizmiş, belirlemiş olursunuz. 'Bina'la-rı yapmak için kullandığınız çimento, tuğla, kiremit gibi bir şeylerdir 'yasa'lar, en azından böyle bir 'metafor' içinde bakabiliriz onlara da.
Acaba bir ortak üslup tespit edilebilir mi, bina yapışımızla yasa yapışımız arasında?
Tarihin her aşamasında, özellikle dert olan, ayrıca bu ülkeyi dünyadan ayıran yasa maddeleri olmuştur. Bütün yasal yapıda hayati bir yere sahip olan 'Ceza Yasası' her zaman böyle maddeler içermiştir. Yıllar yılı, 141-142 ve 163 tartıştık. Epey bir süre de 312 veya 159 yakınmalarıyla geçti. Şimdi yenilenen bir Ceza Yasamız var ve yanılmıyorsam 301 diye bir maddenin kendini belli ettiği görülüyor.
'Olması gereken demokrasi'nin perspektifinden baktığınızda, bu gibi yasa maddeleri, 'olması gereken bina' olamayan halihazırdaki binaların hercümercinden çok da farklı değil. Bir 'demokrasi'nin yasasının maddeleri olmadıkları gibi, var olan yapının demokrasiye doğru evrilmesine de engel çıkarıyorlar.
O zaman insan şöyle bir düşünüyor: Demin, binalar için, 'maddi yetersizlik' diye bir açıklama ileri sürmüştüm. Sahiden açıklama bu mu acaba? Yoksa bütün bunlar zaten böyle olmasını istediğimiz şeyler mi? Yani, imkân kıtlığından ötürü mü buradayız, yoksa zaten sadece burada bulunmak istediğimiz için mi?