'Küçük düşürme'

Geçen gün Hasan Cemal medyada çıkan Rauf Denktaş haberleri üstüne yazdı. Haberler, bütün siyasi 'müesses nizam'ın Denktaş'la yemek yemesi ve yaptığı konuşma karşısında gözyaşları dökmesi üstüneydi.

Geçen gün Hasan Cemal medyada çıkan Rauf Denktaş haberleri üstüne yazdı. Haberler, bütün siyasi 'müesses nizam'ın Denktaş'la yemek yemesi ve yaptığı konuşma karşısında gözyaşları dökmesi üstüneydi. Hasan Cemal, bildiği tek şey olan 'uzlaşmazlık politikaları' ile Denktaş'ın nasıl Rum tarafını ve Yunanistan'ı iki kere, mutlu ettiğini anlatıyordu. Benim de aynen katıldığım şekilde, bugünkü tuhaf durumun baş sorumlusunun bu politikalarıyla Denktaş olduğunu söylüyordu.
Tabii, Denktaş'ın bu politikaları Türkiye'den bağımsız biçimlendirdiği ve uyguladığı söylenemez. O ve Türk devleti ve TMT tam uyum içindeydiler. Bugün de Denktaş o aynı kavgacı sesiyle konuşmaya devam ediyor.
'Rum' şöyle yaparsa böyle yapmalı diye akıl öğretiyor, onların davalarına bizim açacağımız davalarla savunma yapmayı salık veriyor.
Bu noktada bu konuyu birkaç gündür işlediğim temaya bağlayayım. 'Biz Türkler kötü müyüz? Gâvurların bizim için söylediği her şeye inanmak ve boyun eğmek zorunda mıyız?'
Bir noktaya değineyim: Loizidou ve onu izleyen AİHM kararı, bu konuda Denktaş'ın ve tabii Onur Öymen'in öncelikle hükümeti suçlayan demeçleri (tabii Mehmet Ali Talat'ı da, ama o 'yavru vatan'da, çok önemli değil -asıl sorun 'anavatan'ı ele geçirmek). Bu konuda, bu konuyla yakından ilgili herkesin bildiği 'mülkiyet' sorununa geleyim. En 'diplomatik' dille bu durumu anlatanlar ne diyor? Bizim olduğumuz bölgelerde, giden, kaçan Rumların mallarına herhangi bir hesap, kayıt tutulmadan el konulmuş. İnsanlar içine girmiş oturuyor ve bir daha hiç çıkmayacağını kabul ederek oturuyor. Böyle oturanlardan bazıları da böyle oturdukları için başkalarına satmışlar.
Güneyde ise oraları terk eden Türklerin malının kaydı tutulmuş, bunlar kiraya da verilse, mülkiyet saklı tutuluyor. Dolayısıyla bir tür barış ve anlaşma sağlandığında, 'Buyurun, işte malınız' diyecek durumdalar. 'Üzerine oturulmuş' bir mal için milyarlar ödemek durumunda değiller.
Ne demek bu? Tabii en başta Denktaş'ın cevap vermesi gereken bir soru. Şimdiki Talat hükümetinin, hangi tavizi verdiği üstüne ileri geri konuşacak yerde, evrensel terminolojide 'talan' diye adlandırılan bu durumun yaratılmasında kendi payını açıklasın önce. 'Bunlar Türkiye'den soruluyor' diyor. Haklı. O tarihlerde bu işleri Türkiye'den giderek bu hale getirenlerin üstünde yük var, ama Denktaş 'Öyle olmaz' diyemez miydi?
1974'te Küçüksu kıyısı birdenbire yüzlerce kotrayla dolmuştu. Çoğu karaya çekilmiş durumda. Merak edip gidip sorduğumuzda, 'Girne'den getirildi' diye anlatmıştı bakımıyla uğraşanlar.
Bunları yan yana getirdiğimiz ve söylediğimizde ne söylemiş oluyoruz? 'Türk milleti yağmacı, talancıdır' mı demiş oluyoruz? Estağfurullah!
Bu anlattıklarımın rantı bu millette kaç kişinin cebine girdi ki talancılığı 'millet'i kapsayacak şekilde kullanayım? Bizler, büyük çoğunluk, her zaman bu işlerin edilgin seyircisiyizdir.
Peki, 'fail' kimdir? 'Fail', 'Türk devleti' ya da 'Türk milleti' adına iş tutan birileridir. Yakın tarihimizde olagelmiş bunca işin böylesine bir karmanyola haline gelmesinin, bir haydutluk haline gelmesinin sorumluları onlardır. Ama her seferinde bu türlü haydutluklar, 'milli, vatani görev' olarak savunulmuştur.
Bugün devam eden kavga da özünde hâlâ bu. Kuralsız davranmayı kural haline getirmiş bir azınlık geleneksel iktidarını elden bırakmamak üzere direniyor. Bunun şimdiki metodolojisi azınlığın kendini 'milletin koruyucusu', 'demokrasi'den, 'dünya ile barış'tan, 'hukukun üstünlüğü'nden söz edenleri de 'vatan haini' ilan etmesini gerektiriyor. Kimdir bu ülkeyi gerçekten 'küçük düşüren'? Kıbrıs'ın bir bölümünde egemenlik alanı bulur bulmaz kuraldışı bir mal paylaşımının yolunu açanlar mı? Yoksa şimdi buna hukuk içinde bir çare bularak dünyayla barışık bir çözüme varmak isteyenler mi? Ya da bu tür talancı davranışları eleştirerek tekrarını önlemek isteyenler mi? Kim küçük düşürüyor?