Küçük Mustafa Paşa Hamamı

Bir zamanlar epey sık yaptığım İstanbul semt gezilerini, sesim gideli beri yapamaz oldum.

Bir zamanlar epey sık yaptığım İstanbul semt gezilerini, sesim gideli beri yapamaz oldum. Hele Haliç taraflarına çok uzun süredir hiç adım atmamıştım.
Geçen gün küçük bir arkadaş grubuyla Haliç'i gezmeye çıktık.
Cibali'de Küçük Mustafa Paşa Hamamı meğer yıllar önce kapanmış; hiç haberim olmamıştı. Mustafa Paşa, II. Bayezid'in vezirlerinden. Yani bu hamam da İstanbul'daki en eski Osmanlı eserlerinden biri (kentte saltanat süren ikinci padişahın çağından). Eski gezilerde de hep söylerdim: bir ziyaretçi grubuyla sellemehüsselam içine dalması en imkânsız olan bina tipi 'hamam'dır -çok anlaşılır nedenlerle! Onun için ben bu yapının içine hiç girmemiştim.
Hamamın tam karşısında 'Kömür' adında gayet düzgün bir lokanta var. Kasasında da gene gayet düzgün bir adam oturuyor. Hamama bakarak konuştuğumuzu görünce el etti. Meğer anahtar onda duruyormuş. Gelen, merak edenlere yardımcı olmak için böyle bir işi üstlenmiş. Sayesinde girip gezdik.
Tabii epey harap. Sökülüp götürülebilir aksamından geriye fazla bir şey kalmamış -tahmin edileceği gibi. Ama enfes bir bina ve pek çok şey yapılabilir.
Bugün 'Cibali' deyince, Kadir Has Üniversitesi'ni hatırlamak gerekiyor. Anlattığım günlerde üniversite de Haliç üstüne dolgun bir sempozyum düzenlemişti. Eski tütün fabrikasını olabilecek en iyi şekilde restore edip üniversite haline getirdiler. Çevreye duyarlılıkları tam olması gerektiği gibi. Bu varlık, başta Cibali, bütün Haliç'e bir şeyler kazandırdı, daha da kazandıracak diye düşünüyorum. Ayrıca İstanbul Belediyesi de yıllardır ihmal edilen küçük semtlere daha özenle hizmet götürüyor. Benim uğramadığım yıllarda Cibali de sokaklar sokağa benzemiş, dökülen birçok şey toparlanmış.
Kısacası, Cibali güzelleşiyor; ama birçok yerde olduğu gibi, halkı başka yerlere kovalanarak, mülk alınıp satılarak falan değil, kendi kendine, olduğu gibi -bence olması gerektiği gibi.
Haliç'in daha iç bölümlerinden Fener ve Balat zaten UNESCO'nun yardım planı içindeler. Oralarda gezindiğimde, bu çerçevede henüz kayda değer bir şey yapıldığını görmedim, ama herhalde bir şeyler başlayacaktır. O semtlerin şu anda sahip oldukları potansiyel çok zengin. Onun için buraların da çok güzelleşeceğini umuyorum.
En uçta da Ayvansaray var. Orada çok iyi biçimde restore edilebilir bir 'ahşap evler' mahallesi var ki, son derece sevimli bir hale getirilebilir. Böylece, Haliç, boydan boya, hem çok güzel, hem çok ilginç bir kılığa girebilir.
Ama Cibali'deki hamam başlı başına bir hazine. Bütün bunlardan bağımsız ele alınabilir, alınmalıdır da.
Tahtakale Hamamı'nda Doğan Kuban'ın çok ilginç bir restorasyon çalışması oldu. O hamam Cibali'dekinden epeyce daha büyük, sanıyorum (gerçi Cibali'deki de hiç küçük sayılmaz). Dolayısıyla, Kuban, içini bir çarşı olacak şekilde restore etti; yani bina işlev değiştirdi ve son derece işlek bir alışveriş yeri olan Tahtakale'nin yeni karakterine uydu.
Cibali'de böyle bir işlerin çok anlamlı olacağını sanmıyorum. Çünkü orada böyle bir alışveriş potansiyeli yok -ayrıca, boşalan her hamamdan çarşı çıkarmaya kalkışmanın da anlamı yok. Doğrusu, Cibali deyince, üniversite ve onun öğrencileri, öğretim üyeleri geliyor aklıma. Öncelikle onların tadını çıkaracağı lokanta ve kahveler, buna benzer bir şeyler yer alamaz mı içinde? Bunun için binayı üniversiteye vermek gerekli değil herhalde. Onun işletmesi kâr amaçlı olabilir, ama orada uyumlu bir 'birlikte varoluş' tarzı oluşturulabilir.
Bunlar böyle ayaküstü aklımdan gelip geçen düşünceler. 'Şöyle olmalı' diyecek kadar bilgi sahibi değilim zaten. Onun için belki saçmalıyorumdur. Ama şuradan şuraya saçmalamadığımı biliyorum: Genel olarak Haliç'in önü açık; Cibali güzelleşiyor; Mustafa Paşa Hamamı önemli ve çok güzel bir bina. Kendine yakışır biçimde değerlendirilmesi mutlaka gerekli.