'Küçük Prens' nasıl okunur?

Sabahın gazetelerine bakarken, Vatan'da Saint-Exupery ve Küçük Prens üstüne bir haber-mülâkat karışımıyla karşılaştım.

Sabahın gazetelerine bakarken, Vatan'da Saint-Exupery ve Küçük Prens üstüne bir haber-mülâkat karışımıyla karşılaştım. Şöyle bir başlık: 'Küçük Prens'te Atatürk'e hakaret yok, Avrupalıya eleştiri var!'
Bu kitapta, evet, laf arasında, 'Türk diktatörü' diye bir laf geçer. Anlaşılan bu, bizde hep olduğu gibi, bir mesele haline geldi, diye düşünüp gerisini de okudum. Geçen gün de '100 Temel Eser' denilen o öteki tuhaflığın arasından çıkarıldığına dair bir haber gözüme ilişmişti. 'Acaba arada bir bağlantı mı varmış?' diye düşündüm ve kitabı çeviren Fatih Erdoğan da bunun muhtemelen böyle olduğunu söylüyor: "'Atatürk'e hakaret eden bir kitabı nasıl listeye koyarsınız' gibi, baskılardan çekindiler" demiş. Bunu hiç kaçırmayacak çok kişi var ortalıkta. Bu vesileyle hükümete 'gerici', 'Atatürk düşmanı' diye bağırırken, Atatürk'le ilgili bir cümlenin varlığı veya yokluğuna göre, bir kitabı listeden çıkarmayı 'çağdaş'lığına sığdıranlar... Bu 'çağdaşlar'dan yana eksiğimiz olmaz hiç.
Haberde, Türkiye'de sevilen bir kitap olan ve bu nedenle birçok farklı çevirisi yayımlanan Küçük Prens'te bu bölümün şimdiye kadar nasıl çevrildiği de gösterilmiş. Bu Türkiye'de çok sık olabilir durumdur. Bir kitabı çevirirken, buranın yasal ya da yalnızca ideolojik yapısına
uyup uymayacağına dikkat etmek zorundasınızdır. Önemli olan bizim
yasal ya da ideolojik yapımız olduğuna göre, kitabın gerçekliğini değiştirmişsin veya çarpıtmışsın, ne çıkar? Bizim anlayışımıza göre gerçeklik zaten çarpıtılmak üzere var olan bir şeydir.
Resmi düzey, resmi ideoloji bunun kabulüne dayalı durduğuna göre, özel bireyler de kendi özel çarpıtmalarını yapma hakkına sahipler. Bu arada Nehir Yayınları için kitabı çeviren, aklından, gönlünden geçeni dökmüş, 'Sokağa başını örterek çıkan kadınların örtülerini,
genç-ihtiyar demeden polis ve jandarma eliyle, zorla açtırmış.' Küçük Prens'in kendisinde olmasına imkân olmayan sözler, ama madem adamcağız Atatürk hakkındaki hissiyatını başka türlü söyleyemiyor, Saint-Exupery'nin arkasına sığınıp, 'Bu bir çeviridir' ayağına yatarak söyleyecek. O bunları söyleyecek, öbür cephe de 'diktatör' lafını sansürleyip
'lider' diyecek. Bu konuda en son söz sahibi olan herhalde Saint-Exupery'dir.
Bu arada, mülâkat veren yayıncı da son derece nötr birtakım olgulardan
söz eder bir havada, anlatıyor: "Lider olumlu, diktatör ise olumsuz bir çağrışım yapıyor... (Biz) 'Türk lideri' dedik. Yalnız geçen yıl çevirmenimiz, orijinalliğini bozmamış ve 'Türk diktatörü' olarak çevirmiş. Ama tepki oldu. Yeniden 'Türk lideri' ifadesine döndük."
Bu anlatımdan, 'ama tepki oldu' kısmını ben resmi düzeyden gelen bir şey olarak değil (zaten oradan bir şey geldiğini hatırlamıyorum), 'halk'tan gelen bir tepki olarak yorumladım. Bu da birileri için 'ideal durum' olmalı -Türkiye nihayet istenen kıvama geldi. 'Otoriteler'in uyuduğu durumda, halkımız bu gibi durumları tespit ediyor ve milli duygularını anında dile getirerek müdahale ediyor. Herkes polisini, savcısını yüreğinde taşıyor.
Küçük Prens'i okuyup burada başka bir şeye değil de, 'Türk diktatörü' lafına takılacak zihni yapıyı, böyle bir 'okuma adabı'nı almış okurlardan meydana gelmiş bir toplum olmak, büyük bir başarı.