Küçük suçtan büyüğüne

Hindistan'da bir yabancının uğrayabileceği, daha doğrusu uğradığı birtakım küçük çaplı hilelerden söz ediyordum. Ama bir toplumda bir kesim insan böyle yaşamayı aklına koymuşsa, hilelerin ve suçların o 'küçük çaplı' olma özelliğini devam ettirmesi de söz konusu olmaz.

Hindistan'da bir yabancının uğrayabileceği, daha doğrusu uğradığı birtakım küçük çaplı hilelerden söz ediyordum. Ama bir toplumda bir kesim insan böyle yaşamayı aklına koymuşsa, hilelerin ve suçların o 'küçük çaplı' olma özelliğini devam ettirmesi de söz konusu olmaz. İşler büyür. Nitekim büyüyor.
Buraya gelen yabancılar, doğal olarak, Hindistan hakkında bir şeyler öğrenerek, bazı tehlikelerden bir şekilde haberdar olarak geliyorlar. Bu küçük soygunlardan çok daha tehlikelisi, eksik olmayan salgın hastalıklardan birine yakalanmak ya da virüs kaparak yatağa düşmek gibi ihtimaller.
Tabii bu küçülmüş dünyada hepimiz birbirimizi eskisine göre çok daha iyi tanıyor, biliyoruz. Batılının buraya böyle birtakım korkularla geldiğini buralıları da çok iyi biliyor. Peki, bilince ne oluyor?
Yedi-sekiz kişilik bir grupsunuz, diyelim. Geldiniz, orta karar bir otelde kalıyorsunuz. Çok berbat değil, pahalı da değil, memnunsunuz. Bir akşam yemeği de otelinizde yiyorsunuz. Gece birini -veya ikisini- bir sancıdır alıyor. Karın ağrısı, ishal, eyvah! 'Ciddi olabilir mi?' 'Olabilir! Bugünlerde çok kötü bir virüs dolaşıyor, diyorlar!' 'Ne yapmalıyız?' 'Vallahi iyi, güvenilir bir klinik bulmalı. Serum mu, ne gerekiyorsa yapmalı.'
Böylece hastalananlar kliniğe gidiyor. Bir-iki günlük 'iyi bir bakım'dan sonra düzeliyor. Herkes kliniği çok beğenmiş durumda. Parayı büyük bir ihtimalle sigorta şirketi ödüyor, hastalanan değil. Batı dünyası bu işleri rasyonel bir düzene oturtmuş.
Gene de, sigorta şirketi mızmızlanabilir.
O zaman siz çok sinirleniyorsunuz: İyileşmeniz için bunca çabalamış, didinmiş bu insanlara yapılan haksızlığa kızıyorsunuz.
Ama, evet, insanlara ilaç verilerek yapılmış bu işler. Bilindiği kadar iki kişi gerçekten ölmüş. Bünye, ilaç, şu bu. Şakası olmaz ki böyle şeylerin. Sonra birileri huylanmış, kuşkulanmış; polis araştırması falan derken bir çete ortaya çıkarılmış.
Otel, klinik, doktor, az buz iş değil; öyle ayakkabıya kuş pisliği koymaya benzemiyor. Daha doğrusu, benziyor, çünkü temel mantık aynı. Ama olayın çapı alabildiğine büyümüş.
Bunları, dediğim gibi, turist rehberleri de yazıyor, anlatıyor artık. Bilinmeyen şeyler değil.
Hile ile sizi yolmak için yapılan bu işlerin yanı sıra, tabii, son derece yaygın bir dilencilikle karşılaşıyorsunuz. Gördüğüm başka yoksulluğuyla tanınmış toplumlarda, örneğin Güney Afrika'da veya Brezilya'da, dilencilik gördüm ama böylesini görmedim. Öte yandan, Kahire ve Mısır burayı da sollayıp geçebilir. Ama Hindistan'da dilenciliğin bu kadar yaygın olmasında çeşitli dini inançların ve onların da etkilediği genel toplumsal ideoloji ve ahlakın payı olduğunu düşünüyorum.
Maddi hayatın boşluğunu, bu gibi şeyleri reddederek çileci bir hayat yaşamanın erdemini anlatan bu kadar çok dini öğretinin bulunduğu bu ülkede, herkesin saygı gösterdiği, 'kutsal' saydığı, dilenerek yaşayan, yarı çıplak insanlar çok.
Akla hayale gelmeyecek şekillerde sakat insanlar, minicik çocuklarıyla dilenen kadınlar, sıska çocuklar, çevrenizi alıyor hemen. Bu da insana müthiş bir acı yaşatıyor.
Bunları, ilk günün yazısında söylediğim, 'sorunları büyük Hindistan' kavramını açmak için yazıyorum. Bunlarla, demokrasi içinde kalarak boğuşuyor bu ülke. Onun için de Hindistan bana olağanüstü erdemlere sahip bir ülke olarak görünüyor.