'Kürt sorunu'

'Kürt sorunu'nda son gelişmeler insana iyimserlik verecek nitelikte görünmüyor. Bunun nedeni de, pek çok zaman söylendiği gibi 'devlet, hükümet' vb. değil.

'Kürt sorunu'nda son gelişmeler insana iyimserlik verecek nitelikte görünmüyor. Bunun nedeni de, pek çok zaman söylendiği gibi 'devlet, hükümet' vb. değil. 'Kürt tarafı' adına eyleyen ve söyleyenlerden doğuyor sıkıntı.
Hükümet bu konuda şimdiye kadar hiç yapılmamış şeyler yaptı. Türkiye gibi bir ülkede, böyle sorunlar karşısında prim kazandıracak tavır, 'şahin' tavrıdır.
Niçin ve nasıl öyle olduğunu da en iyi Kürtler bilir. Ama Başbakan bunun karşıtı tavrı benimsemek istedi, risk alarak o yolu seçti.
Medyadan yükselen salvolar ve ayrıca kendi partisinde belli olan huzursuzluk aldığı riskin çapını gösteriyor.
Ama Erdoğan'ı Kürtler yolda bıraktı. Şu anda görülen manzara bu. Diyarbakır'a gelip 700 kişiyle karşılaşmak hoş bir durum olmasa gerek -hak edilen bir durum hiç olmasa gerek!
Ve olayın çervesinde, 'Biz istesek 1 milyon kişi gelirdi' türünden, aslında pek çok şey -ama 'sevimli' denebilecek şey değil- açıklayan konuşmalar geçiyor.
Siyaset tarihinde hiç olmamış şeyler değil bunlar. Şimdi, 'PKK' adıyla bildiğimiz hareket, varlığını ve yaptığını neyle açıklar, neye göre meşru gösterir? Herhalde 'Kürt halkının' diye başlayacak çeşitli açıklamaları olacaktır: '... özgürlüğü', '... onuru', 'mutluluğu' vb.
Ama bir an gelir, 'siyasi hareket'in, adına eylediği ve söylediği kitleyle ilişkisi sorunlu bir nitelik alır. Sahiden o kitlenin mutluluğu böylesini gerektirdiği için mi olmaktadır, olan olaylar? Yoksa, hareketin o andaki konumu mu bunu gerektirmektedir?.. Kitle durumdan ötürü çok mutlu olmasa da.
Şimdi böyle bir anın içindeyiz gibi geliyor bana. Böyle bir çatallaşma yaşanıyor.
PKK şimdiye kadar hep kitleyi düşünmüştü de, şimdi işler değişti, demek istemiyorum. Anlatmaya çalıştığım bu mesafe hep vardı ve yasadışı silahlı hareketlerde bunun olmaması mümkün değildir. Ama siyasetin belirli dönemeçlerinde bu mesafe her zamankinden daha ayan beyan ortaya çıkar, şimdi de öyle oluyor sanıyorum.
Toplumun bir kesiminin ciddi itirazlarına rağmen, bazılarımız 'Kürt sorunu' deyimini kullanmaktan kaçınmıyor, çünkü bunun böyle, tam da bu iki kelimenin anlattığı türden bir sorun olduğunu düşünüyor. Şimdi, hükümetin de, 'Gelin, çözelim' dediği sorun bu. Ama cevap, önce başka bir 'sorun'un çözülmesi gerektiği yolunda. Yukarıda söylediğim klişelerden, 'Kürt halkının özgürlüğü' gibi bir şeyden önce, 'Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü' geliyor; 'sorunu çözme'den önce, 'sorun çözücü'nün mutlaka ve mutlaka PKK olması zorunluğu geliyor.
Bu koşullar öne sürülünce, zaten sorunun çözülmesini ya da demokratik bir şekilde çözülmesini istemeyenlerin eli güçlenmiş oluyor. PKK 'silahlı propaganda' ile Karadeniz'de kamuoyunun sevgisini kazanmaya çalışadursun, 'Bu koşulları öne sürenlerle konuşacağımız bir şey olamaz' önermesinin bütün Türkiye'de genel kabul görmeyeceğini düşünebilir, söyleyebilir misiniz?
Ayrıca, ön planda bu çeşit konuşmalar devam ederken, bir yandan silahlı eylemler canlanıyor. Bunu da 'Biz varız, bizi tanımazsanız dünyayı dar ederiz' türünden bir tehdit olarak yorumlamayacaksak, ne anlam vereceğiz?
Özetle, gidişat parlak değil.