Kurultay sonrası

CHP hiçbir zaman 'sosyal-demokrat' bir parti olamadı; olması mümkün değildi. </br>Ama şimdi, 'Ne sosyal, ne demokrat' bir parti haline gelmeyi başardı. Yani bunu son noktasına kadar getirdi.

CHP hiçbir zaman 'sosyal-demokrat' bir parti olamadı; olması mümkün değildi.
Ama şimdi, 'Ne sosyal, ne demokrat' bir parti haline gelmeyi başardı. Yani bunu son noktasına kadar getirdi. 'Sol' kavramından faşizm çıkarmakta CHP tek başına değil. Elbirliğiyle yapılan bir iş bu. Ama yapılan işte CHP'nin de tuzu var. Bundan böyle daha fazla da olacak.
İsmet Berkan'ın bugünkü (pazartesi), büyük ölçüde katıldığım yazısına 'CHP, Kızıl Elma'ya ilerliyor' spotunu uygun görmüşler. Evet, bence de öyle. Yalnız, bir yanlış anlamaya meydan vermemek için, bir noktayı biraz açmak gerekiyor: bunun Sarıgül'e karşı kazanılmış bir kurultaydan sonra oluyor olması, Sarıgül'ün başka bir alternatifi temsil ettiği anlamına gelmiyor. Zaten görünen manzara içinde en acıklı öğe bu: kurultayda kazanan da Kızıl Elmacı, kaybeden de. Yani, bu parti, kendi içinden, başka bir şey çıkaramaz durumda.
Birçok yorumcu, kaybetse de, Sarıgül'ün azımsanmayacak sayıda oy aldığını söyledi. Bu da, bence, yukarıda değindiğim açıdan önemli. Baykal'ı istemeyenler buna olumlu anlam da yükleyebilir, muhalefetin yükseldiğini, bir şeylerin değişebileceğini düşünebilirler. Ama bu olgu, bu yorumu kaldırmaz sanıyorum. Kızıl Elma'ya doğru ('uzun' değil, oldukça kısa) yürüyüşü çok daha müptezel bir üslupla yapmaktan başka bir şey vaat etmeyen birine verilmiş bu kadar oyu herhangi bir 'sağlık işareti' olarak yorumlamanın mümkün olduğu kanısında değilim.
Sarıgül'e bu kurultayda bu kadar yüksek sayıda oy çıkmış olması, CHP'de bile bir şeylerin değişebildiğinin göstergesidir. Ama değişimin yönü partinin yapısı tarafından belirlenmiştir: 'patrisyen faşist' çizgi, CHP'nin genetik kodlarına uygun olarak, 'pleb faşist' çizgiyi yenmiştir. Önümüzdeki dönemde olacak olan da muhtemelen bu doğrultunun izlenmesi biçimini alacaktır. Tabii söz konusu çizgi, Türkiye'de hiçbir zaman 'popüler' bir siyasi olmamıştır. 'Popüler'leştiği oranda, 'patrisyen'den 'pleb'e kaymaktadır. Ama bu iki çizgiyi son analizde birbirinden ayrı tutan, yeterince toplumsal belirleyici vardır. Dolayısıyla gene önümüzdeki dönemde 'pleb faşist' çizgi de ideal önderini, ideal fikriyatını arayacak, belki de bulacaktır.
Türkiye'nin demokratikleşme yönünde adım atmasını durdurmak, atılmış adımları geri döndürmek yolunda uğraş verecektir, her iki çizgi. Demokrasinin evrensel rotasına girmeye, dolayısıyla her demokraside var olan kurumlara sahip olmaya aday Türkiye'de, bugün de, o evrensel yapının vazgeçilmez parçalarından bir sol ve bir liberal çizgi yok, eksik. Şimdiye kadar içinde yaşadığımız izolasyon, bunların yeşermesine izin vermedi.
Bundan böyle, CHP, içinden 'solcu çıkaracak', ama 'sol çıkarmayacak'tır.
O eski dönemin kendine özgü koşulları içinde birçoklarımız sosyaldemokrat bir oluşum için CHP'nin uygun bir vasat sağlayacağına inanarak o yapıda bulundu. Birçoğu hâlâ bulunuyor. Onların orada bulunmaya devam etmesi gitgide imkânsızlaşacak.
Sormak istediğim şey de bu: burada ısrar etmenin anlamı var mı? Yoksa, bence zaten her durumda elverişsiz olan bu çatıyı kendi haline bırakıp, 'sol'dan ne anladığımızı ve ne umduğumuzu iyice tanımlayıp, buna uygun siyasi yapıyı kurmak üzere mi çaba harcamalıyız? Soruyu soruş biçimimden, bu iki yöntemden hangisine yakınlık duyduğum anlaşılıyordur zaten. Ama bugünkünden çok daha elverişli koşullarda 'sol'laşamayan bu partiye şimdi hangi umutla bakılabileceğini ben anlamıyorum.