Laiklik

Bu sabahın (pazartesi) Milliyet gazetesine baktığımda bir haber görüyorum: Diyanet İşleri'nden biri, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı, bir açıklama yapmış.

Bu sabahın (pazartesi) Milliyet gazetesine baktığımda bir haber görüyorum: Diyanet İşleri'nden biri, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı, bir açıklama yapmış. Ama açıkladığı kendi görüşleri değil, kurulun bir süredir yaptığı incelemelerin sonucu. Kurul, faiz konusunu ele almış ve ne tür sigortaların 'helal', hangilerinin 'haram' olduğuna karar vermiş.
Vardıkları kararların isabetini tartışacak değilim. Soracak iki sorum var: 1) 'Diyanet İşleri' denilen bir dairede bu gibi konuların tartışılması, incelenmesi 'caiz' midir, 2) Öyleyse, bunun yapıldığı bir ülkeye 'laik' denebilir mi?
İncelemeyi yapanlar, doğal olarak, 'caiz' olduğunu söyleyeceklerdir, öyle düşünmeseler bu işlere girişmezlerdi. Nitekim Başkan, bunun niçin meşru olduğunu açıklamak üzere bir 'domuz eti' analojisi kurmuş: 'Şu haramsa bu da haram' diye gidiyor. Diyanet İşleri'nin domuz etini haram veya helal diye ayırmasını kimse yadırgamaz, 'Size ne?' demez, ama faize karışınca yadırganabilir.
O zaman hatta 'Laiklik elden gidiyor!' feryatları da atılabilir.
Oysa laiklik zaten elde değil ya da elde olan laiklik değil, dememiz gerekir. Bir devlet bünyesi içinde 'Diyanet İşleri' diye bir daire olur, bu daire bugün 'faiz'e, yarın başka şeye dair fetva vermeye başlarsa, bu sistemin adı nedir, bilmiyorum, ama herhalde 'laiklik' değildir.
Yüksek Kurul Başkanı, 'tartışmasız alan' sayılacak domuz etinden konuya girmiş. Böyle bir analojiyle yarın şu konu, öbür gün bu konu, ne 'caiz'dir, ne değildir, devam eder gider.
Nitekim birkaç gün önce de genel olarak 'estetik ameliyat' denilecek bir alanda gene görüş belirtilmiş, bunun 'dini değerlerimiz'le bağdaşmadığı söylenmişti. Herhalde estetik ameliyat 'devlet' işi sayılmadığı için (devlet bir başka düzeyde buna benzer şeyler yaptırmak gereğini duysa da) pek üstünde durulmamıştı.
Öteden beri bazılarımız söyler:
"Devletin içinde 'Diyanet İşleri' varsa bu 'laiklik' değil, dini ideoloji üzerinde devlet denetimi demektir." Bu sistem, bu denetimin devamlı olacağı varsayımı üstüne kuruldu. Değişen koşullarda, iktidar olmayı başaran 'teokratik' bir parti ve onun hükümeti, var olan bu sistemi en koyu teokrasi yolunda kullanabilir.
Geçen gün de 'Hindistan uleması', tenisçi Sania'nın kıyafeti hakkında görüş bildiriyordu. Ancak o 'ulema', Hindistan'da, devletin içinde değil, sivil toplumun içinde. Onun için, 'görüş bildirme'si o kadar vahim değil.
Önemli ve belirleyici olan, bu tahterevalli mekanizmasının öbür ucunda oturan özne, yani toplum. Toplum, yurttaşlar, ne tür sigorta yapılması gerektiğini adı 'Diyanet İşleri' olan bir kurumun yüksek kurulundan mı öğrenecek? Yüzünde varlığından hoşlanmadığı bir nesnenin giderilmesinin cennete veya cehenneme gitmesine yol açacağına mı inanacak? Sania'nın Amerika'ya tenis oynamaya gittiğinde giyeceği şortun paçalarının kaç santim olması gerektiğine 'ulema' mı karar verecek? Bunların olduğu bir yerde, şöyle veya böyle bir kurumsal düzenleme, o toplumu 'laik' hale getirir mi?
Ama siz Diyanet İşleri'ni hep denetleyeceğiniz varsayımı üstüne, o daireyle toplumu denetlemek üzere bir sistem kurmuşsanız, toplumun kendisinin laikleşmesine izin vermiyor ve imkân tanımıyorsunuz demektir. Laikliğin böylesi 'elden' de gider.