Madrid Kulübü

Madrid'de olacağımı, yola çıktığım sırada yazmıştım. Şimdi, birkaç gündür buradayım. </br>11 Mart 2004'te, bu kentin Atocha Garı birtakım patlamalarla sarsılmıştı.

Madrid'de olacağımı, yola çıktığım sırada yazmıştım. Şimdi, birkaç gündür buradayım.
11 Mart 2004'te, bu kentin Atocha Garı birtakım patlamalarla sarsılmıştı. Ortalık durulunca, yaklaşık 200 kişinin öldüğü ve 500'e yakın kişinin yaralandığı anlaşılmıştı. Bu çirkin olayın yıldönümü, bugün, Atocha'da, bunu anmak için toplanacağız.
Toplantı bu anma töreniyle bitecek.
İlginç bir toplantı bu. Daha sonuna gelmediğimiz için 'gelecek zaman'da cümleler kuruyorum. Ama şu ana kadar olanlar da yeterince ilginç. Yazık, Türkiye'den gene yalnız ben varım burada. Katılacakların listesinde Hasan Cemal'in adı var, ama kendisi henüz burada yok. Belki yarın gelecektir. Gelirse, iki kişi olacağız.
Niye 'İlginç' diyorum? Öncelikle, örgütleyen kurumdan ötürü. 'Club de Madrid', Madrid Kulübü... Ne bu? 2001'de Madrid'de demokrasi üstüne bir konferans yapılmıştı. Bundan bir süre sonra da böyle bir örgüt kuruldu. O konferansa katılan bütün devlet ve hükümet başkanları şimdi bu sivil örgütün doğal üyeleri. Ama örgüt kendini o konferansa katılmış olmakla sınırlı tutmuyor. Dünyadaki bütün ülkelerin demokrasiye katkıda bulunmuş devlet veya hükümet başkanları üye olabiliyor -Yürütme Kurulu'nun önerisi ve genel kurulun oylamasıyla.
Bir bakıma, 'emekli politikacıların örgütü' diyebiliriz.
Madrid Kulübü'nün örgütlediği toplantıda, Hasan da gelirse, Türkiye'den iki kişi olacağız, dedim; pek yüksek bir rakam sayılmaz. Ama kulüp üyelerine baktığımızda gene daha iyi, çünkü bizim ülkede 'emekli' sayılacak politikacı var da, burada önerilecek ve oylanacak, 'demokrasiye katkıda bulunmuş' kimse yok. Adamlar herhalde Kenan Evren'i önerecek ve bağırlarına basacak değiller. Birilerinin gene bütün keyfi kaçacaktır, ama Tayyip Erdoğan Türkiye'de siyasetten emekliye ayrılana kadar, burası için herhangi bir Türk siyaset adamının adının geçeceğini sanmıyorum. Bu, Türkiye'de siyaset hakkında uluslararası bir yargı olarak da kabul edilebilir.
Peki, kimler var? Hepsini yazmaya kalkışmayacağım. Kendi açımdan, ülkesinde ve dünyada olumlu bir siyasi iz bıraktığını düşündüğüm birkaç kişiyi sayayım: Betancur (Kolombiya), Bildt (İsveç), Kim Campbell (Kanada), Clinton (ABD), Delors (Fransa), Figueres (Kosta Rika), Gorbaçov (Rusya), Havel (Çek Cumhuriyeti), Jospin (Fransa), Mazowiecki (Polonya), de Cuellar (Peru), Prodi (İtalya), Mary Robinson (İrlanda), Soares (Portekiz), Suarez (İspanya), Alfonsin (Arjantin).
Bir de, şu anda başkan olduğu ve bu toplantının yapılmasında öncü rol oynadığı için sona bıraktığım, Brezilya Cumhurbaşkanı Fernando Henrique Cardoso var.
Şimdi, bu Madrid Kulübü kendi başına, saydığım ve pek çoğunu saymadığım bu üyeleriyle, çok ilginç olabilir. Muhtemelen zaten öyledir. Ama benim katıldığım şu toplantıya 'ilginç' sıfatını yakıştırmamın nedeni, kişiler değil, bu tür bir yapısı olan bir örgütün ('kulüp', 'dernek', her neyse) böyle bir ittifak gereğini duymuş olması. 'Sivil toplum' kavramı bir 'ikili'nin iki ayağından biridir: 'Sivil toplum/politik toplum'. Bu 'ikili' de 'politik toplum', 'devlet' anlamına gelir. Demek ki, hayatının bir aşamasında 'devletlû' olmuş kişiler, siyasetten emekli olup gene de siyasette bir rol oynama isteği ya da ihtiyacı duyduklarında, yani, şu şimdiki örnekte olduğu gibi, dünyayı tehdit ettiğini düşündükleri ciddi bir tehlikeyle karşılaştıklarında, 'sivil toplum'u yardıma çağırıyorlar.
Bu, insana 'Nereden nereye?' dedirtecek, ilginç bir gelişme. Şöyle bir toplantı olabildi diye bundan hemen büyük sonuçlar çıkarmak için fazla erken. Gene de, gösterdiği gelişme yönü ilginç!