Memlekete dönüş

İberya gezisinden dönünce, ilkin, gönderdiğim yazılardan bazılarının yayımlanmamış olduğunu gördüm. Şaşırdım buna, doğrusu.

İberya gezisinden dönünce, ilkin, gönderdiğim yazılardan bazılarının yayımlanmamış olduğunu gördüm. Şaşırdım buna, doğrusu. İspanya veya Portekiz'den faksladığım bir yazının başına böyle şeyler gelmesini beklemezdim. Burada ne olduğunu sorunca, ilk sayfanın gelip ikincinin ulaşmadığını söylediler. Al bir tuhaflık daha! Şu teknoloji, sevmediğim kadar var.
Memlekete dönünce, bulunmadığım iki hafta içinde benim açımdan da önemli birkaç yeni olay ve yeni gelişme olduğunu gördüm. Buna rağmen, yarın ve öbür gün, gezideyken yazdığım iki yazı (üç taneden ikisi) yayımlansın istedim, çünkü oralarda önemli bulduğum bir-iki nokta var. Buranın sorunları nasıl olsa burada, devam ediyor ve bütün sorunlarımız gibi, devam etmeye devam edecek.
Bunlardan biri YÖK'ün değiştirilmesi sürecinde varılan yeni aşamalar. YÖK'le her düzeyde ciddi sorunu olan biri olarak, onu ortadan kaldıracak girişimlere itirazım yok; ama onu ortadan kaldırırken yerine getirilecek şey hakkında elbet bir düşüncemiz olacak. Tartışılanları ve tartışmanın hedefi olan yasa taslağını iyi incelememiş olmakla birlikte, şu ana kadar edindiğim izlenimlerle, getirilen alternatifin pek parlak bir
alternatif olduğu kanısında değilim.
Bunu tartışacağız. Türkiye'nin en hayati birkaç konusundan biri bu. Kısa zamanda olumlu sonuç alınacağı umudunu zaten taşımıyorum; ama yeni düzenlemenin orta vadede böyle bir gelişmeye yol açacak potansiyele sahip olduğunu da doğrusu düşünmüyorum. Bir gelişme olacaksa, bu, var olanla yerine önerilen dışında, başka bir doğrultuda ortaya çıkabilecek.
İkinci, en az bunun kadar önemli konu, şüphesiz, Radikal'in yayımladığı MGK yönetmeliği ve bu haberin Türkiye medyasında başlatmadığı tartışma. Döndüğümden beri, harıl harıl, birikmiş gazeteleri tarıyorum. Hasan Cemal, Mehmet Y. Yılmaz gibi, böyle bir konu açıldığında böyle sözler söyleyeceğini zaten tahmin ettiğim birkaç yazar dışında, kimsede bir tepki yok.
Ama düşününce, bunda fazla yadırganacak bir şey olmadığı sonucuna varıyorsunuz.
Yunanca 'oxymoron' denilen bir söz sanatı vardır. Birbiriyle açıkça çelişen iki şeyi yan yana getirmeye denir. Retorik kitaplarında bunu açıklamak için verilen klasik örneklerden biri 'bilinen sır' ibaresidir.
MGK yönetmeliği Türkiye'nin 'bilinen sırrı'ydı. Bütün bir 1982 Anayasası, ülkeye getirdiği bu kurumla ve bu yasayla anlam kazanır ve onun çevresinde örgütlenir. Bütün toplum, bundan böyle, bu kurumun güdümüyle yönetilecektir. Gelgelelim, bu yasada ne yazdığını, toplum bilmeyecektir.
Evet, yasada ne yazdığını çoğumuz, gerçekten de, bilmedik. Bilmedik, ama bunun nasıl bir şey olduğunu aşağı yukarı tahmin etmedik mi? Ettik. Bu anlamda hepimiz bunun ne menem bir şey olduğunu biliyorduk. Ayrıca, ikide birde kafamıza kakılıyordu.
Kimilerimiz, ayrıca 'mealen' değil, satır satır biliyordu orada yazılı olan şeyleri.
Çünkü MGK bile cumhurbaşkanı olan, başbakan olan, bunlara benzer bir şeyler olan sivillere o metni göstermek, okutmak, ona bağlı davranmalarını sağlamak zorundaydı.
Bu kişiler bir gün ağızlarını açıp o metinde neler yazdığını söylemediler; çünkü zaten böyle şeyler yapmamaları karşılığında, geldikleri yerlere gelmeleri hoşgörülmüştü.
Dolayısıyla, bu haber bundan 20 yıl önce 'haber'di. Bunu demekle, Radikal'in yaptığını hafife alıyorum sanmayın. Tersine, çok önemsiyor ve üstelik hakkım olmadığı halde kıvanç duyuyorum. Şu anlattığım koşullarda, bu metnin bu kadarının olsun yayımlanması, müthiş bir şey.
Ama tepki uyandırmamasının niçin doğal olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Tepki göstermesi beklenecekler bunu zaten biliyordu ve buna rağmen seslerini çıkarmamışlardı. Açıklanınca niye çıkarsınlar ki?
Ama biz çıkaracağız.