Merkezin kayması

Geçtiğimiz hafta Kara Kuvvetleri amblemi dolayısıyla Nihat Atsız'dan söz ettim. 'Kuruluş yıldönümü' olarak MÖ 209'u onun önerdiğini söyledim. Şimdi, bu özgül konunun aslında sadece bir örneği olduğu genel soruna gelmek istiyorum.

Geçtiğimiz hafta Kara Kuvvetleri amblemi dolayısıyla Nihat Atsız'dan söz ettim. 'Kuruluş yıldönümü' olarak MÖ 209'u onun önerdiğini söyledim. Şimdi, bu özgül konunun aslında sadece bir örneği olduğu genel soruna gelmek istiyorum. Özetle, şöyle bir şey: 'aşırı' görüldüğü için marjinal kalmış bir siyasi görüş, koşullar değiştiğinde ve 'merkez' o yöne kaydığında, neredeyse 'resmi' görüş haline de gelebilir. Bizim yakın tarihimiz bunun örnekleriyle doludur.
Nihal Atsız, dünyada 'faşizm' olarak bilinen düşüncenin Türkiye'deki en radikal ve tutarlı temsilcilerinden biridir. Aynı zamanda sözünü sakınmaz ve doğru bildiğini açıkça söyler. Örneğin Kemalizm'i şöyle değerlendirir: "Hatta Kemalizm denilen muazzam safsata kısmen Fransa, kısmen de İtalya ve Rusya'dan alınmak suretiyle dış âlemin bir değil, birkaç merkezine birden bağlı olan.. bir ucubedir."
Türkiye'de Silahlı Kuvvetler'in Kemalizm'le ilişkisini biliyoruz. Bunu söyleyen birinin TSK'da kabul görmesi mümkün değil. Öte yandan Atsız da TSK'dan (Kemalizm'i ve belki başka nedenlerden ötürü) hoşnutsuz olabilir, ama genel anlamda militarist olduğu için, her şeye rağmen, arada bazı kesişmeler de mümkün olabilir. Atsız'a göre savaş yalnız kaçınılmaz değil, aynı zamanda 'sağlık kaynağı'dır. Bu nedenle askerin de yarı kutsal bir özelliği vardır: "Okullar birbirleri ile futbol gibi manasız ve voleybol gibi kadınca müsabakalar değil, askeri ve milli müsabakalar yapmalıdır" der. 1942'de, "Askerlik dersleriyle sporlar en mühim dersler haline gelip her birinden ayrı not verme usulü konulmalı, gösteriş izciliği, caka resmi geçitleri kaldırılarak yerine hakiki ve sert askerlik konulmalıdır" diye yazar ki, bunlar da sonraki yıllarda kısmen gerçekleşmiştir. Atsız, "(Yurtta barış, cihanda barış) yahut (Kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok) gibi sefilane bir umde ile bu milletin manevi enerjisini bilerek veya bilmeyerek söndürenler" diye konuşup kendi düşüncesinin mantıki sonuçlarına vardığında, onu aşırı ve 'tehlikeli' bulanlar, başka düşüncelerini, örneğin eğitim için önerilerini ciddi bulabilir, bunları destekleyebilirler. Nitekim Kara Kuvvetleri 'kuruluş yıldönümü' tam da böyle olmuştur. 1963'te kutlanacak bir yıldönümü arayışı başlamış ve Atsız'ın 'MÖ 209' önerisi o zaman -nedense- kabul görmemiştir. Ama 1974'te bunun kabul edilmiş olması Atsız'a anlaşılır bir kıvanç duygusu verir. Bunu ve Kıbrıs'taki "sınıra 'Atila Hattı'" denmesini aynı yazıda kutlar (27 Ağustos 1974'te, 'Milli Şuur Harekete Geçiyor' başlıklı, Ötüken'de yayımlanan bir yazı). Bu tarih şüphesiz anlamlı. 12 Mart dönemindeyiz ve Kıbrıs Harekâtı olmuş. Demek ki 'merkez' Atsız'ın durduğu noktaya doğru kaymış.
Ama tabii bu bir süreç. 12 Mart'tan sonra 12 Eylül var. Bu tarihte, Atsız fikriyatıyla bazı ufak tefek noktalar dışında mutabık olan MHP yargılanmaktadır. Sanıklardan biri, 'Fikirlerimiz iktidarda, biz hapisteyiz' der. Bu söz akıllarda kalmıştır, çünkü var olan durumu oldukça doğru bir şekilde anlatmaktadır.
Demek ki 'merkez'in kayması devam etmiştir. Ettikçe, öteden beri kayılan o noktada durmuş ve o noktanın gerektirdiği sözleri söylemiş olanların 'dediğine gelmek' durumu ortaya çıkmıştır.
Bugün her yanımızda, son hızla devam etmekte olan 'ulusalcılık' da işte bu kayışın sonuçlarından biridir. Kayan merkez, kayıp da geldiği noktada, gelmezden önce benimsediği ideolojinin uygunsuz veya yetersiz olduğunu hissetmeye başlıyor ve bu yeni konumun gerektirdiği ideolojinin öğelerini erişebildiği yerden toparlama işine girişiyor. Bu öğelerin hepsi bu yerin eski sahiplerinden alınacak diye bir kural da yok. Bir zamanlar 'Bu görüşler doğrultusunda eylem yapıyorlar' diyerek idam ettiğiniz adamların düşüncelerinden size ve yerinize uygun olanları alıp onları da 'menü'ye katabilirsiniz.
Ama önemli olan öğelerin alındığı yer değil, merkezin durduğu, durmayı tercih ettiği yer. Bu yer, Nihat Atsız'a, Nihal Atsız'ın hayal edemeyeceği kadar yaklaştı.