Midilli

Ne zamandır yapmak isteyip de bir türlü yapamadığım bir işi nihayet başardım: Midilli Adası'ndayım.

Ne zamandır yapmak isteyip de bir türlü yapamadığım bir işi nihayet başardım: Midilli Adası'ndayım. İstediğim ille Midilli olmasa da, Anadolu'nun burnunun dibindeki adaları görmekti, ama doğrusu bunların başında Midilli geliyordu. Rodos'u da görmedim, örneğin; ama görenlerin anlattıklarını dinleyince, bu kadar 'turistik'leşmiş bir yeri ziyaret etme isteğim hafifliyor. Midilli'ninse böyle olmadığını duyardım hep. Gerçekten de değilmiş.
Biz de adanın oldukça tenha bir köşesinde, yarı dolu bir oteldeyiz. Güney kıyısında. Karşıda Sakız görünüyor. Aslında orası da gitmek istediğim adalardan biri. Oldukça uzun süre denizci İtalyan devletlerinin egemenliğinde kalmış, onun için öncelikle mimaride, ama başka bakımlardan da, İtalyan etkisinde bir yer olduğu için merak ederim. Tabii ayrıca 'sakız' için (mastik), sakızlı rakısı için.
Yunanistan'da, adalar olsun, anakaradaki kısmı olsun, Türkiye ile
bir yığın benzerlik insanın dikkatini hemen çeker. Benim için, daha insan etkenine gelmeden, maddi-fiziksel düzeyde başlar bu paralellik. Topografyanın özellikleri ve bitki örtüsü tamamen aynıdır. Sonra, toplumsal düzeye erişince, başta yeme içme alışkanlıkları, gene bir yığın benzerlik ortaya çıkar. Bu otelin 'menü'sünde de, 'imam bayıldı' olsun, 'İzmir köfte' olsun, çeşitli tanıdıklarımız var.
Ama bu tanıdıklar, çok zaman, tam da tanıdığımız gibi çıkmaz.
'Caciki' bizim 'cacık'tan farklıdır, aynı nesnelerle yapılmış olsa da. 'Mousaka' ise patlıcanı ve kıyması dışında tam aynı nesnelerle bile yapılmış sayılmaz.
Günübirlik yaşama düzeyinde, Yunanistan'da dışadönük yaşama alışkanlığı ve sevgisi bizdekiyle kıyaslanamayacak kadar fazla. Dün akşam minicik bir kasabanın içinden geçtik. Kasaba merkezinde, çoğu masalarını sokağa yaymış lokanta, taverna ve kahvelerden geçilmiyor.
Bizde, bu boyda bosta bir kasabada bunların bir tanesini bile bulamazsınız.
Ama bu 'dışarıda yaşama' geleneğinin yanı sıra, hemen, sessizlik öğesi dikkatimi çekiyor. 'Müzik' denince bundan 'gürültü' anlaşılan bir kültürden geldiğim için bu sessizliğe bayılıyorum. Müzik çalınmasına çalınıyor elbette.
Ama müzik kendinden başka herkesi susturmak gibi bir mücadele içinde değil. Müzik var, ama masada birlikte oturduğunuz insanlarla bağırışmadan konuşuyor, anlaşıyorsunuz.
Bir adada yaşamak, denizle kendine özgü bir ilişki içinde bulunmak demek. Bu da sevdiğim şeylerden biri. İşinizin gücünüzün denizle hiçbir ilgisi olmayabilir, yaşarken her an denizin farkında olmayabilirsiniz. Buna rağmen deniz her an hayatınızın içindedir; bir şekilde, hep oradadır, sesiyle, görünümüyle, kokusuyla ve her şeyiyle, hayatı sarıp sarmalamıştır.
Midilli büyüklük bakımından Akdeniz'in yanılmıyorsam beşinci adası. Yani epey büyük, ama bir ada olduğunu unutturacak kadar da büyük değil.
Yunan kültüründe 'Midilli', daha doğrusu 'Lesvos' dendiğinde, bunun yarattığı ilk çağrışım, Sappho: adını bildiğimiz, eserini tanıdığımız ilk 'lirik' şair. 'İlk', ama hâlâ aşılmamış.
Bu bile yetiyor bu adayı insanın gözünde sevimli kılmaya.