'Milli Kimlik' kayboluyor

Gazetenin birinci sayfasına bakıyorum; Rahşan Ecevit 'Din elden gidiyor' demiş. Öncelikli sıkıntının 'din' olduğuna ihtimal veremiyorum.

Gazetenin birinci sayfasına bakıyorum; Rahşan Ecevit 'Din elden gidiyor' demiş. Öncelikli sıkıntının 'din' olduğuna ihtimal veremiyorum. Yıllardır edindiği derin siyaset vukufuyla AKP'yi kendi silahıyla vurmaya çalışması daha akla yakın geliyor: bizi Avrupa'ya sokarak bizi biz olmaktan çıkarıyorlar.
Derken Hürriyet'te 'Yılbaşı hutbesi' haberini okuyorum. Diyanet İşleri'nde Yüksek Kurul Uzmanı olan Abdurrahman Akbaş adında biri bizleri 'başka milletlerin örf ve âdetleri benimseme'ye karşı uyarmış: bunun 'ahlaki çöküntüye neden olabilecek, birlik ve beraberliğimizi bozacak' bir şey olduğunu söylemiş.
Beyanatı veren zat Diyanet İşleri'nden olmakla birlikte şu alıntıladığım sözler doğrudan dinle ilgili sayılmaz (ama beyanatın -hutbenin- tamamında öyle olanları da var); daha 'milli' ve 'seküler' sayılabilir kaygılar bunlar. Herhangi bir MHP'li de veya Rahşan Ecevit gibi rol çalmaya hevesli herhangi bir 'laikçi' de söyleyebilirdi.
Spor sayfasına bakıyorum: Denizlispor'un golcüsü Ersen varmış; artık pişmiş ve İstanbul'da top oynayacak kıvama gelmiş. Bunlar anlatılırken, Almanya'da yetişmiş bu futbolcunun şüphe çekebilecek soyadına da bir açıklama getiriliyor. Soyadı 'Martin'! Dedesi ava ve tabii silaha çok meraklıymış. Onun için soyadı kanunu çıktığında kendine bu 'Martin' adını beğenmiş. Böylece Denizlispor'un golcüsünün -maazallah- ecnebi kırması olma şüphesi ortadan kalkıyor, tersine, tam da 'örf ve âdet'lerimize uygun dedesi olan bir Türk çocuğu olduğu anlaşılıyor. Böylece içimiz rahatlıyor; bir 'oh' çekiyoruz.
Derken Milliyet gazetesine bakıyorum. 'Üniversite hocası askere güveniyor' başlığını görüyorum. Eh, memlekette bunu yapmayan zaten yok; bu üniversite de askerin 12 Eylül'de YÖK'le kurduğu üniversite olduğuna göre böyle olması normal. Ama haberin hepsini okuyunca araya başka konular da giriyor: örneğin, "Öğretim üyelerinin yüzde 34'ü, 'Türkiye için gelecekte en büyük tehdit' olarak 'ulusal kimliğin zayıflaması'nı görüyor"muş!
Sonra başka ayrıntılar: Sözgelişi, AB'ye güvenen yüzde 6'ymış. Yurtdışına hiç çıkmayan yüzde 46'ymış. En sevdiği müzik türünün önünde 'Türk' sıfatı yer alanların toplamı da yüzde 65 ediyor (buna ek, 'arabesk' seven yüzde 1).
Bunları yan yana getirdiğinizde, karşınızda oldukça tutarlı bir bütün olduğunu görüyorsunuz. Geçen gün yazıyordum: Türkiye'de 'eğitimsizler' sorunundan daha ciddi 'eğitimliler' sorunu var. Toplum mühendisleri, doğal olarak, eğitimli kesimden başlayarak ve onu da seferber ederek topluma biçim verirler. 12 Eylül mühendislerinin 20 küsur yıl önce başlattıkları biçim verme işleminin sonuçları çıkıyor.
Önümüzdeki yıllarda çıkmaya devam edecektir. Önemli olan, toplumun şu anda çalışan ve bundan böyle devreye girecek 'ideoloji üretme' aygıtları aynı işi aynı şekilde yapmayı sürdürecek mi, yoksa aygıtlar da, çalışma biçimi de değişecek mi?
Yıllardan beri yetiştirdiğimiz zenofobik-paranoyak insan tipi yerine, hayata açık, düşünceye açık, korkmayıp merak eden, tartışan ve eleştiren bir insan tipinin ortaya çıkmasını kolaylaştıracak yeni koşulları yaratabilecek miyiz? Sorun bu ve çok hayati bir sorun. Çözümü de hiç kolay değil.