Modernleşme sorunları

Hangi terimle söyleyecek olursak olalım, ister 'modernleşme' diyelim, ister 'Batılılaşma', yapılması istenen, tasarlanan iş, zor bir iştir.

Hangi terimle söyleyecek olursak olalım, ister 'modernleşme' diyelim, ister 'Batılılaşma', yapılması istenen, tasarlanan iş, zor bir iştir. Bir toplumun, durduk yerde, bildiği, alıştığı hayat tarzını bırakıp, bilmediği ve alışmadığı bir tarza geçmesi anlamına gelir bu. Bundan daha güç bir şey olabilir mi?
Üstelik bu kararı veren, bu güç işi yapması istenen toplumun kendisi de değildir. Kararı toplumun seçkinleri vermiştir ve çok zaman, toplum, o anda böyle bir kararın verilmekte olduğundan bile haberdar değildir. Yalnız bizim tarihimizde değil, bu zorunlukla karşılaşan herkesin tarihinde böyle olmuştur -ve bu zorunlukla şu ya da bu biçimde karşılaşmamış bir toplum bulunmadığını da söyleyebiliriz. Bizimki en erken örneklerden biridir, ama sonunda herkes, Borneo'dan Batı Samoa Adaları'na, bu deneyimle bir biçimde hesaplaşmak durumunda kalmıştır.
'Kararı seçkinler vermiştir' diyorum.
Bu doğru, ama çok zaman, bütün seçkinler aynı fikirde olmayabilir. Muhalefet güçlüyse, bu da toplumun verilen bu kararı uygulamada ne kadar hızlı ya da ne kadar yavaş davranacağı konusunda belirleyici olur. 17. yüzyılda Japonya'nın seçkinleri değişmekte değil, değişmemekte fikir birliğine varmışlardı. Onun için bütün kapılarını kapatıp büyük bir izolasyon başlattılar (buradaki bazı milliyetçilere çok 'ideal' görünen bir biçimde). Bu dünyada böyle yaşamak mümkün olmadığı için Japon izolasyonu bile 1850'lerden başlayarak kırılmak zorunda kaldı. Ama Japonya'nın dünya işine karışma kararı, dünya içinden izole olma kararından bile sorunlu oldu ve bildiğiniz olayları davet etti. İzolasyondan geri geliş yayılma ve emperyalizm biçimini aldı. İki dönemde değişmeyen ise faşizan milliyetçilikti.
Bu, bir aşırı örnek ve dünya tarihinde benzeri yok. Öte yandan, 'Haydi Batılılaşalım' ya da 'modernleşelim' kararı verildikten sonra, bunu öyle olaysız, arızasız, tereyağından kıl çeker gibi gerçekleştirmiş kimse de yok.
'Modernleşme' kararı, 'modern sınai medeniyet'in içine girme kararıdır. Dolayısıyla her zaman ve her durumda, ağırlıkla köylü bir toplumun, ağırlıkla kentli bir topluma dönüşmesi projesini içerir, içermek zorundadır.
'Verili' toplumda yaşayan insanlar, bu karar verilinceye kadarki hayatlarında ne kadar geniş, derin vb. bir hayat tarzı ve hayat felsefesi kurmuşlarsa, bu değişimi gerçekleştirme imkânları da o kadar zorlaşır.
Neyle yiyeceksin yemeğini? Elle mi? Çatal-bıçak-kaşık üçlüsüyle mi?
Yoksa iki çubukla mı? Bunlar hepsi, insanın 'yemek yemek' dediğimiz bu en temel işi kendine en kolay görünen şekilde yapmasını sağlayan yöntemler. Ama gelişkin bir medeniyet, gelişkin bir kültür, insanın yaptığı işi niçin öyle yaptığını kendisi için anlamlandırmasını da içerir ve gerektirir. Onun için, bir gün karşısına dikilip, 'Artık yemeğini o çubuklarla yemeyeceksin.
Bak, buna 'çatal', buna da 'bıçak' derler. Bunları kullanmayı öğren' derse, o insan, kültürünün kendi içindeki derinliğiyle orantılı olarak, buna otomatikman tepki duyar.
'Modernleşme' kararını vereni kızdırabilir, ama direnişin güçlülüğü, aynı zamanda o toplumun 'kişilikli' olduğunun bir işaretidir.