Ne çok Marksist var!

Fransa'daki olaylar Fransa açısından ve tabii geri kalan dünya açısından birçok nedenle ilginç.

Fransa'daki olaylar Fransa açısından ve tabii geri kalan dünya açısından birçok nedenle ilginç. Gelgelelim, Türkiye'nin Başbakanı bu olaylar hakkında bir şey söyledi ve bu yeni durum, bizim açımızdan, Fransa'dan da, olaylardan da daha ilginç ve önemli oldu. Başka bir söyleyişle, Fransa'daki olaylar bizim 'iç politika malzememiz' haline geldi.
Başbakan ağzını açmış olmasa da, olayların nasıl yorumlanması gerektiği sorusu, gene bir 'iç politika malzemesi' olacaktı, ama ağzını açtı konu tam anlamıyla bu biçime girdi. Aslında şimdiye kadar olup biten başka şeylerden bir farkı yok: çünkü şu dönemde şekillenen muhalefet, dünyada olan her olayı Türk milliyetçiliğine övgü düzme ve hükümetin yok olması isteğini tekrarlama vesilesi haline getirebiliyor. 11 Eylül'de de medyamız, Amerika'da olanı filan unutup -ya da zaten kaale almayıp- 'BİZ HAKLIYDIK' gibi manşetlerle ortaya atılmayı başarmıştı. Dünyada olan her şey bizim için oluyor.
Evet, Başbakan, böyle bir ayaklanmada, Fransa'da başörtüsüne getirilen yasak gibi uygulamaların da payı olduğunu söylemiş bulundu. Uğradığı top ateşinden sonra, 'Ne olmuş? Bunun temelinde birçok faktör var, faktörlerden biri de türban yasağı' diyerek ısrar etti. Baştan da böyle mi konuşmuştu, yoksa bir gazetenin işaret ettiği gibi 'geri adım' mı atıyordu ('birçok faktörden biri' demekle), burasını bilemeyeceğim. Bilgileri böyle bir medyadan alıyorsak, bilmesi zor. Ayrıca, o kadar önemli de görünmüyor.
Çünkü sonuç olarak bu değerlendirme doğru bir değerlendirme. Fransa'da ayaklananların ezici çoğunluğu Magreb ülkelerinden gelen Müslüman göçmenler. Hissettikleri mağduriyetle (ve bunu hissettiren Fransa mercilerinin bu yaklaşımında) Müslüman olmalarının payı son derece geniş. Yıllardır devam eden nefret birikiminde elbette Fransız tipi laiklik anlayışının da yeri var, bu anlayışın İslam'a bakışının da. Yeri olmadığı hiç düşünülebilir mi?
"Asıl sıkıntılar ekonomiktir. Malum, ekonomi zaten altyapıdır. Dini kaygı 'üstyapısal'dır, o Araplar dini gerekçelerle ayaklandıklarını sansalar da, aslında ekonomik nedenlerle ayaklanıyorlar. Onun için başörtüsünün bu olaylarla hiçbir ilgisi yoktur."
Bugünün genç kuşakları bu argümanları hiç işitmemiş, orta yaşlı kuşakları da şimdiye kadar unutmuş olabilirler. Bunlar, bayağı-Marksizm'in açıklama kalıplarıydı. Bu bayağılıklarıyla da zaten Marksizm'in analitik imkânlarının körleşmesine ciddi katkıda bulundular. Üstyapı hiçbir zaman altyapının gölgesi, hayali yansısı vb. değildir; ideolojilerin son derece güçlü ve maddi bir varlığı vardır. Dini ideoloji de, aynı şekilde, bir 'epi-fenomen' ('sözde'-fenomen, diyelim) değildir.
İşin tuhafı, şimdi Fransa'daki ayaklanmalarda İslam'ın (ve bastırılmasının) rolünü bu şekilde yorumlayan, dolayısıyla, 'varoşlara sürülmüş, işsiz ve sefil kitleler'in edebiyatını yapan cephenin içindeki çoğunluk, bu 'ezilmişler' edebiyatından hiç de hoşlanmaz. Onların çoğu, bu edebiyatı sahiplenen solu 'asıl ezilmişler' haline getirme uğraşı içinde geçirdi şimdiye kadarki ömrünü. 'Emperyalizm'le mücadeleye kalkışanları idam ettikten sonra, şimdi kendileri bir kıyısından bu 'sınıf' söylemine bulaşıyorlar.
Neyse, Başbakan'la kavgalarını bitirdikten sonra, bulunmaları gereken yere dönerler: 'ezilen kitleler'i copları ve panzerleriyle yola getiren güvenlik güçlerinin yanına. Orada, 'Bize daha sıkı yasa gerek. Polise daha geniş yetki gerek' diye tempo tutarlar.
Kısa süreli de olsa, bu cenahın üyelerini 'altyapı/üstyapı' analitik yöntemine dayandırılmış (ya da öyle sanılan) sözler söylerken görmek ilginç. Neyse ki yanaştıkları iskele, 'bayağı-Marksizm'e ait olanı.