Neyin bekçisi?

AİHM'de savunma ve Abdullah Gül'ün başörtüsünü kollamaya yönelik tavır aldığı iddiası, bu genel alanda, yani AKP hükümetiyle 'irtica' sath-ı maili üzerinde kesintisiz çarpışma alanında, şu birkaç günün hammaddesi.

AİHM'de savunma ve Abdullah Gül'ün başörtüsünü kollamaya yönelik tavır aldığı iddiası, bu genel alanda, yani AKP hükümetiyle 'irtica' sath-ı maili üzerinde kesintisiz çarpışma alanında, şu birkaç günün hammaddesi. Haftaya yeni malzeme bulunur, onunla uğraşırız. Eksiklik çekilirse bunu yeniden raftan indiririz. Ama bu konu, kendinden daha büyük ve ciddi ilkelere de uzanan öğeler içeriyor.
Geçen salı İsmet Berkan yazmıştı: Bakanlığın 'ek savunma' vermeme kararını eleştiriyordu. Bu konuda bir Anayasa Mahkemesi kararı olduğuna göre, kararı beğenmesek de o doğrultuda davranmamız gerektiğini söylüyor, kendisinin de beğenmeyenler arasında bulunduğunu hatırlatıyordu.
Konuya bu dar kapsam içinde baktığımızda, herhalde İsmet Berkan'ın söylediklerinde itiraz edecek bir şey bulamayız.
Ama Türkiye'de, tam da bu konunun oturduğu alanda, bir tuhaflık var.
20 küsur yıldır, söylene söylene de olsa, sultası altında yaşadığımız 1982 Anayasası antidemokratik hükümetlerle dolu. Bunun böyle olmadığını söyleyecek bir kimse bulunmadığı gibi böyle bir metinden doğrudan doğruya sorumlu zevat da birçok kere bunu pekiştirecek sözler söylemişlerdi. Birinci derecede sorumlu Kenan Evren 'Demokratik anayasa yapıyoruz demedik kimseye' mealinde konuşmuştu her şeyin Başkan'ı olduğu yıllarda. "Devleti bireylere karşı koruyan bir anayasa yaptık" demişti. Daha sonraki yıllarda o bile bu Anayasa'nın 'artık' değişebileceğini ima etmişti. Onun 'Danışma Meclisi'ne çalışarak bu metni ortaya çıkan Orhan Aldıkaçtı da hiçbir zaman 'demokratik' bir anayasa yaptığını söylememişti.
Demek ki biz, sonuç olarak, 'antidemokratik'ten aşağı bir kelimeyle niteleyemeyeceğimiz bir anlayışı, bu anlayışın kurumlarını ve uygulamalarını, bir anayasa ile korumakta ve kalıcılaştırmakta olan bir toplumuz. Bunun böyle olmadığını herhangi bir ciddiyet ve inandırıcılık çerçevesinde açıklayan hiç kimse yok. Ama bunun kötü bir durum olduğunu söyleyen de ya yok, ya çok az ya da etkisiz -ki böylece devam edip gidiyor.
İlginç bir durum, ilginç bir ülke!
Bu ilginç ülkenin bir de Anayasa Mahkemesi var. Onun görevi de aynı şey. Bu antidemokratik Anayasa'yı, dolayısıyla onun sultası altında yapılan her şeyi korumak.
Bunun tuhaflığı da bizzat bu Mahkeme Başkanları'nın ağzından çıkan lakırdılarla sabit oldu: "Ben şahsen bunu antidemokratik buluyorum ama görevim bu Anayasa'yı korumaktır" şeklinde beyanatlar dinledik.
Amerika'nın bir 'Supreme Cout'u vardır ve bütün dünyada Anayasa Mahkemesi tipinde kurumların esin kaynağıdır. Onun 'görev'inde ince ve anlamlı bir nüans vardır: Amerikan Anayasası'nda mündemiç özgürlük ve demokrasi ruhunu korumaktır görevi.
Buna göre, diyelim bir gün Pentagon'da generaller Amerika'nın artık bu Anayasa ile yönetilemeyeceğine karar verip bir darbe yaptılar. Congress'i tatil edip muhalif senatörleri Hawaii Adaları'na yolladılar yeni bir anayasa ('devleti bireye karşı koruyan') yazmaya giriştiler.
Bu koşullarda Supreme Court üyeleri, Supreme Court üyeleri olarak ortalıkta dolaşmazlar mantıken. Dolayısıyla yeni Devlet Başkanı (Pentagon'dan geldiğine göre 'Beşgeni'de diyebiliriz) önünden bel kırıp el sıkarak tek sıra halinde geçmezler.
Çünkü görevleri özgürlüğün ve demokrasinin ruhunu korumaktır.
Hayatta her şey olur. Antidemokratik yasa çıkabilir; Anayasa Mahkemesi tarzı kurumlar demokratikliği tartışılan kararlar verebilir vb. Ama 'normal' dediğimiz ülkelerde böyle 'sapma'lar kısa zamanda giderilir.
1982'de çıkardığınız Anayasak metnini 2003'ün sonunda değiştirmeyi başarmış değiliz. Bu gidişle önümüzdeki 20 yılda değişeceğinin de bir garantisi yok. Avrupa Birliği zorlaması olmadıkça hiçbir şeyi düzelteceğimizin garantisi yok ve AB karşısında semalara yükselen homurtular bu ülkede bazı kimselerin demokrasi ve insan hakları gibi şeylere ne kadar derin bir muhabbet beslediğini kanıtlıyor.
Bu koşullarda, demokrasiye aykırı olduğunu bildiğimiz tonlarca uygulamayı hayat boyu savunmak mı bizim bu fani hayattaki misyonumuz?