Nominalizm ve Baykal

Türkiye'de solun toparlanıp anlamlı bir teorik-pratik platform kurmasının daha ne kadar süre gerektirdiğini bilemiyorum. </br>Ama epey zaman alacağa benziyor.

Türkiye'de solun toparlanıp anlamlı bir teorik-pratik platform kurmasının daha ne kadar süre gerektirdiğini bilemiyorum.
Ama epey zaman alacağa benziyor. 'Platform kurmak' filan bir yana, akademik anlamda bir 'sol' tanımı yapmak bile zor olacak. Sonunda herkesi mutlu edecek, daha doğrusu, herkese kendini içinde hissettirecek bir tanım yapmak, zordan öte, belki de imkânsız. Sol içinde uzlaşmayan tavırlar hep oldu, bundan sonra da olmaması için neden yok. Gene de, şu günkü günde 'sol' kelimesine yüklenen, bir arada barınması imkânsız anlamlar oldukça, anlaşmak üzere konuşmak bile güçleşiyor.
Herhalde gönlünde yaşatıp da, doğru kelimelerini bulamadığı için açıklayamadığı 'sol' kavramını Tarık Buğra'nın çizdiği Edebali'nin sözlerinde bulan Deniz Baykal, bu kelimeyi kendi ihtiyaçlarına karşılık sağlamak için kullanmakta pek çoklarından ileri gidiyor. Önce SHP, sonra CHP, var olan solu kuşa çevirmekte üstlerine düşen katkıları esirgememişlerdi. Bunun ve başka etkenlerin ortak itişiyle memlekette pek solcu kalmadı. CHP'nin oy oranları ortada, ama CHP dışında 'solum' diyenlerin oy oranları da ortada.
Bir öncekinde baraja takılan CHP son seçimde Meclis'e girmeyi başaracak oranı buldu. Bu bile bayağı önemli bir başarı sayılır. Ancak, bunun belli başlı iki dayanağı var. Birinci 'başarı', söylediğim, barajı aşamama başarısızlığı sonucu, bir seçim dönemi boyunca ortalıkta görünmemek. Türkiye'de siyaset bu hale geldi: ortada görünürsen yıpranıyorsun. 12 Eylül'ün yarattığı Türkiye dışında bir siyasi deneyimi olmayan, oldukça kararsız ve oldukça belleksiz bir seçmen çoğunluğu, her seçim döneminde sağın bir başka rengini -ama zaten başka bir şey yok ortada- seçip iktidara getiriyor.
İkinci 'başarı'da, bu birinciye kısmen bağlı olan bir şey: CHP'yi seven ya da solu seven değil, ama AKP'den korkanlar, en yüksek oyu CHP'nin alacağını tahmin ederek oyları o tarafa yönlendirdiler. Tahminleri de doğru çıktı.
Şimdi CHP, yukarıda söylediğim şekilde, 'sol' kavramını ezip büzerek, kendi konumuna uygun bir 'teori' yaratıyor: 'CHP, merkezi sosyal demokrasiye çekiyor' gibi anlamsız lafların ardında yatan bu. Son seçim AKP ile CHP'yi arenada yüz yüze bıraktı. Ortalıkta görünenin yıprandığı siyaset çarkında AKP'nin kaybettiği CHP'ye yarayacak (ANAP, DYP, DSP kolay kolay belini doğrultabilir mi, pek belli değil, daha doğrusu zor görünüyor). Bu mücadelenin de 'sol'la falan herhangi bir ilgisi yok. CHP, şu ana kadar zaten yaptığı gibi, Kemalist ajitasyon uygulayacak ve bu ajitasyonu uygulayan bütün mihrakların AKP'den sarsıp dökmeyi başardıklarını, siyasi parti olarak kendi sandığında toplamaya çalışacak.
Ama bunları yaparken, bir yandan da 'sol' adının tılsımından vazgeçmeyecek. Bu dağılan, ufalanan kümelenme içinde bugünlere kalmış bir yüzde üç, yüzde beş, böyle bir şeyler varsa, onlara da 'Sizin yeriniz burası' demeyi sürdürecek.
'Demeyi' sürdürecek. Çünkü Deniz Baykal'ın öteden beri en büyük tutarlılıkla sürdürdüğü politika üslubunu bence en iyi anlatacak terim 'nominalizm'dir. Oxford Sözlüğü 'nominalizm'i şöyle tanımlamış: "Evrenselleri veya soyut kavramları herhangi bir gerçekliğin tekabül etmediği adlardan ibaret sayan görüş."
Deniz Baykal kavramları da böyle: ne onlar herhangi bir gerçekliğe tekabül ediyorlar, ne herhangi bir gerçeklik onlara. Deniz Baykal, 'Ey CHP, şimdi merkeze kay' diyor, CHP olduğu yerde durarak merkeze kaymış oluyor; daha doğrusu, merkeze şimdi kaymadan önce solda olmuş oluyor. Sonra Deniz Baykal, merkeze dönüyor, yeniden sesleniyor: 'Ey merkez, sosyal demokrat ol!' Merkez, hemen, bir dediğini iki etmeden, sosyal demokrat oluyor.
Böylece 'tarihi yanlış' düzeliyor. Eli değmişken, Baykal, Türkiye'den sonra dünyadaki yanlışı, yani solun solda olması yanlışını da düzeltiverse.
Deniz Baykal böylece merkezi, seçmeni, sosyal demokrasiyi güzelce sıraya koyduktan sonra, yedinci günü de dinlenerek geçirebilir.