Nostalji

Portekiz'in kentlerini, birtakım rehber kitapların yardımıyla geziyoruz tabii...

Portekiz'in kentlerini, birtakım rehber kitapların yardımıyla geziyoruz tabii, çünkü ilk gelişimiz ve her şey çok yeni. Bu kitapları, Portekizliler yazmış ve yurtseverlikleri her satırlarında belli oluyor. Oporto üstüne olanında, yazar, tanımadığım bir Portekiz yazarından, romancı olduğunu tahmin ettiğim Jose Regio'dan ve onun yarattığı
kadın karakter, Menina Olimpia'dan söz ediyor. Aristokratik, vakur bir kadınmış bu. Yazar, 'Portekiz'in kendisini öylesine hüzünlü biçimde simgeleyen' diye nitelemiş: 'Daha iyi zamanları hatırlayarak eriyen bedenini sürükler' diye de ekliyor.
Lizbon üstüne kitabı bir başkası yazmış. Alfama adındaki semti anlatıyor: Burada küçük lokantalar, tavernalar, şaraphane anlamına gelen 'adega'lar varmış. 'Bir kadeh güzel vinho tinto (kırmızı şarap) içebilir ve eski güzel zamanların hikâyelerini dinleyebilirsiniz.'
Bundan önceki yazılarımda ben de Portekiz'de soluyarak hissettiğim bu 'eski iyi zamanlar' teması üstüne bir şeyler söylemiştim. Portekiz ruhunda bu duygu çok belirgin bir biçimde var sanıyorum.
Gene bu kitaplardan birinin 'fado'yu anlatan bölümünde, 'saudade' kelimesine yer verilmiş. Şöyle tanımlanıyor: 'Melankoli, maraz, artık bitmiş olana duyulan nostalji, kısacası tercüme edilemez bir kelime.'
Burada araştırıp inceleyecek hiçbir imkânım yok, ama dönünce öğrenmeye çalışacağım. Bu 'saudade' Arapça 'sevda'dan türetilmiş bir kavram mı? Bizde de 'karasevda' aynı zamanda 'melankoli' anlamına gelir.
'Sevdalinka', Bosna'nın acıklı aşk şarkısı türüdür.
'Fado' denince de durum farklı değil; hemen 'nostalji' devreye giriyor. Fadonun Kraliçesi Amalia Rodriquez'in en güzel şarkılarından birinin adı 'Lisboa Antiqua' idi -yani 'Eski Lizbon'.
'Fado' kendisi Latince 'Fatum'dan, yani 'kader'den türemiş. Her türlü acıklı çağrışıma açık bir kavram. Ama tabii bu müziğin kendisi de tamamen böyle.
Fadoyu ve Amalia'yı tabii gençlik yıllarımdan bu yana tanırım ve çok severim. Buradan, Portekiz tipi hüzne kendi içimden bir yer açmış olmalıyım. Dolayısıyla buraya gelirken farkında olmadan baktığım yerde bu hüznü bulmaya kendimi hazırlamış olabilirim. Aslında onun için burada okuduğum rehber kitaplarımdan alıntılar yapıyorum herhalde. Sizi ikna etmeye çalıştığım kadar kendimi de bu yargının nesnelliğine inandırmak için.
Kendi hesabıma ben bu ruh halini parlak bir çağ yaşamış ve sonra da oradan, o pırıltıdan uzaklaşmış olmaya bağlıyorum. Önceki yazılarda da buna hep değindim. Böyle bakıldığında, çok benzersiz bir duygu olduğu söylenemez -örneğin bunun bir biçimini Türkiye, bir başka biçiminiyse Britanya duygu dünyasında bulmak mümkündür. Öte yandan, her topluma özgü bir duygu da değil; 'nostalji' bireysel düzeyde evrensel olabilir, ama 'ulusal nostalji' başka bir şey. Çok farklı nedenlerle de olsa, sözgelişi Kanada'nın, İzlanda'nın, Kore'nin veya Şili'nin 'nostaljik' olmalarını gerektirecek bir şey düşünemiyorum.
İspanya'yı da ortak ettiğim bu 'güçten düşme' fenomeni nereden kaynaklanıyor? Niçin, Keşifler Çağı'nın bu iki öncüsü, sonraki çağlara aynı enerjiyle dalmamış? Bunun cevabını yarın araştıralım.