Öğretim sorunu

Yeni hükümetin YÖK'le sorunu olduğu -ve tabii YÖK'ün de yeni hükümetle sorunu olduğu- çok kısa zamanda anlaşıldı. YÖK ve onunla aynı zihniyette olanlar kendilerini gerginlik yaratmakla yükümlü görüyor ve konumlarını da bu yolda kullanıyorlar.

Yeni hükümetin YÖK'le sorunu olduğu -ve tabii YÖK'ün de yeni hükümetle sorunu olduğu- çok kısa zamanda anlaşıldı. YÖK ve onunla aynı zihniyette olanlar kendilerini gerginlik yaratmakla yükümlü görüyor ve konumlarını da bu yolda kullanıyorlar. Çünkü, yakın tarihimizde sık sık görüldüğü gibi, gergin bir atmosferin seçimle gelmiş hükümete karşı seçim dışı bir 'çözüm' yaratacağını umuyorlar. Duruma çok uyan bir biçimde, üniversite konusunda da '27 Mayıs hatırlatmaları' yapmayı seçtiler; çünkü böyle bir olayın olmasını umuyorlar.
Bu umutların gerçekleşeceğine hiç ihtimal vermiyorum doğrusu -'burası Türkiye' olsa da.
Bir köşe yazarı yazıyor: "YÖK'e karşı olanlar, sakın AKP'nin 'demokratik ve özgür üniversite' masallarına inanıp tuzağa düşmesinler."
Bakış açısına bağlı bir durum, tabii. Ben de, "AKP'den şüphesi olanlar bu nedenle YÖK gibi bir olguyu savunmak tuzağında mı kalmalı?" diye sorabilirim.
Ayrıca, bütün bu 'tuzak', 'komplo' edebiyatı neyin nesi? Yapılacak işin ne olacağını bilmiyor muyuz? Bilmemiz mümkün değil mi? Ya bir taraf ya da öbürü, bizim içyüzünü anlamadığımız bir şeyler yapıyorlar ya da yapacaklar; biz de, kimin son analizde ne olduğu konusundaki toplam yargımıza dayanarak, birinin ya da öbürünün yanında olacağımızı ilan edeceğiz. Bu mu durum?
Türkiye'de, evet, çok zaman toplumun karşısına sorun böyle konur. Sorunun ne olduğundan, bizim onunla ilgili ne düşündüğümüzden çok, 'kimlerden' olduğumuz önemlidir.
Ama köşe yazarının bu 'zinhar' uyarısıyla aynı günde, yani yeni yılın ilk gününde, Radikal'de, Milli Eğitim Bakanı'yla ilgili bir haber yayımlandı: "... Erkan Mumcu, eğitim reformunu yeniden şekillendirecek reformlar için toplumun her kesimini görüş bildirmeye çağırdı."
Evet, neyse ki uyarılmıştık. O sayede Bakan Mumcu'nun bizi kandırmak üzere diyabolik planlar kurduğundan haberdarız. Onun için bu çağrıya en azından hiç duymamış gibi bir tavır takınarak karşılık vereceğiz ya da daha iyisi bir nanik yapacak ve 'Sen bizi ne sandın?' diyeceğiz.
YÖK'ü getiren yasanın 12 Eylül darbecileri tarafından çıkarılması üstüne 1981'de üniversiteden istifa etmiştim. Bugün de aynı şeyi yaparım. 90'larda Bilgi Üniversitesi'ne girdim, çünkü YÖK zihniyetiyle ilgisi olmayan bir özel kuruluştu. Ama o zamandan bu zamana, YÖK'ün adım adım buralara da, önce burnunu, sonra geri kalan yerlerini sokarak, tasalluta hazırlandığını ve hatta başladığını gözlemliyorum. YÖK, bu toplumun çoktan aşması gereken arkaik ve anakronik bir zihniyetin birkaç belli başlı temsilcisinden biri. Tasallutu, o zihniyetin, ülkede kendinden başka hiçbir zihniyete yaşama fırsatı tanımamak konusundaki kararlılığının bir sonucu. Özel vakıf üniversiteleriyle, toplumda, bilgi ve düşünceye bir 'soluk alma' menfezi açıldığını görüyor ve o menfezi kapatmak üzere harekete geçiyor.
Ben Bakan'ın çağrısını ciddiye alıyorum -bir konuyu tartışmak üzere yapılmış her çağrıyı ciddiye aldığım ve tersi kanıtlanıncaya kadar iyi niyetine ve içtenliğine inanmayı ilke edindiğim gibi.
Türkiye'de öğretim ve eğitimin olağanüstü önemli bir sorun olduğunu düşünüyorum. Öğretim sistemi içinde yer almam, buradaki konuları daha yakından izlememe yardımcı oluyor, ama kendim burada bulunmasam da soruna verdiğim önem derecesi azalmazdı. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de, bireylerin nasıl insanlar olacağı ve bundan ötürü de toplumun nasıl bir toplum olacağı, eğitim ve öğretimin nasıl yürüdüğüne büyük ölçüde bağlı.
Eğitim ve öğretimin ne kadar kötü yürüdüğünü de her gün gözlemlemek durumundayım.
Kendi durduğum yer yükseköğretim basamağı ve buranın nasıl sorunlarla dolu olduğunu görüyorum. Ama bununla aynı zamanda, bizim burada yaşadığımız sorunların büyük kısmının aslında öğretimin daha önceki basamaklarında başladığını görüyorum.
Dolayısıyla sistemin tamamını ele almak zorundayız. Sanırım bu sistemin yürümediğinin herkes farkında. Ama sorunun büyüklüğü, bu bilince rağmen, bir şey yapma isteğini kırıyor.
Onun için, gerçekten, 'A'dan Z'ye' her şeyi tartışmalıyız.