Ortadoğu'da siyaset ve toplum

Irak'ın fiilen düşmesinden sonra olanları -biraz da ibretle- seyrediyoruz.

Irak'ın fiilen düşmesinden sonra olanları -biraz da ibretle- seyrediyoruz.
'Olanları' derken, Irak toplumunun davranışlarını kastediyorum: Heykel yıkmaktan müze yağmalamaya, Irak siyasi otoritesinin ortadan kalkmasını izleyen olayları.
Bunlar, şu anda Irak'ta bulunan 'koalisyon'un oradaki varlığını açıklamak üzere, arasa bulamayacağı nitelikte ve ayarda, zengin bir propaganda malzemesi gibi değerlendirilebilir. 'Koalisyon' girişiminin çok merkezi bir yerinde yoğun bir 'oryantalizm' bakışı olduğunu tartışmaya pek gerek yok sanırım. Iraklıların yaptıkları da bu bakışı haklı çıkarıyor ve bu 'vahşi' manzara 'koalisyon'un kendine biçmekten geri durmadığı
'medeniyet götürme' misyonunu doğruluyor. Demek ki şu geç yüzyılda bile
'beyaz adamın yükü' devam ediyor.
Neyse, bu olanlar hakkında 'beyaz adam' ne düşünürse düşünsün ve kendine ne pay çıkarırsa çıkarsın, biz buna değil, Iraklıların niçin böyle davrandığı sorusuna bakalım.
Kimilerine göre bu bir 'Arap davranışı' olabilir; kimilerine göre de zaten Müslümanlar her yerde böyle davranmaktadır. Evet, şüphe yok ki bu insanlar hem Arap, hem de Müslüman (tabii aralarında Arap olmayanlar -yani Kürtler- ve Müslümanlığın farklı kolları da var). Ama ben dükkân veya müze yağmalama ya da sokaklarda heykel sürükleme gibi davranışların son analizde Arap ya da Müslüman olmaya indirgenebilir, orada açıklanır şeyler olduğunu düşünmüyorum.
Bunlar, dünyanın bu bölgelerinde hem oldukça sık, hem de bir hayli yaygın görülen davranışlar. Buna rağmen, etnisite gibi 'doğuştan gelen' etkenlere değil, her şeyden önce siyasi koşullanmaya bağlı, oradan biçimlenen davranışlar. Bu tür bir yapılanmaya yol açan siyasi rejimlerin niçin bu bölgede yoğunlaştığını sorgulayabilirsiniz elbette. Ama bunu yaparken de, 'doğuştan gelme' denebilecek öğelere değil, bu Müslüman halkların bu siyasi yapılanmaya gelişinin tarih içindeki açıklamasına bakmak gerekir. Çünkü 'doğuştan gelme' diye tanımladığınız bir şeyler üzerinden gitmek, bunu hangi 'sofistikasyon' düzeyinde yaparsanız yapın, sonuçta ırkçılıktır.
Bu bölgede kurulan (yani Birinci Dünya Savaşı sonrasının 'modernizasyon' döneminde kurulanları kastediyorum) siyasi rejimler, ister krallık, ister çeşitli cumhuriyetler olsun, siyasetle toplum arasında ne tür ilişkiler kurulmasına izin verildiği açısından bakınca, önemli bir farklılık göstermezler. Kural, toplumu (kitleyi) siyasetin mümkün olduğu kadar uzağında tutmaktır.
Toplum, siyasetin seyircisi'dir. Ama zaman zaman, bu kadar edilgin olmamasının daha iyi görüneceği durumlar doğabilir. Buna da yönetim karar verecektir.
Toplumun siyasi edilginliğini sağlamanın yolu, toplumu örgütsüzleştirmekten
geçer. İktidar dışında siyasi örgütlenmeye elbette izin verilmeyecektir -bunun lafı bile edilmez. Ama bunun dışında kalan (günümüz jargonunda
'sivil' kategorisine girecek) örgütlenme biçimlerine de meydan vermemek gerekir. Çünkü burada siyasi örgütlenme deneyimi edinilebilir ve fırsatı yaratılabilir.
Örgütlenmemiş toplum amorf (şekilsiz) olur. Ancak 'sürü' olarak ve 'sürü' mantığı içinde davranabilir. Dediğim gibi, iktidar, toplumun bir konuda 'etkin' görünmesini isteyebilir: Devlet başkanına sevgi ve destek vermek, bir düşmanı lanetlemek vb. üzere, 'milli birlik ve beraberlik',
'sıkılmış yumruk' olmak filan gerektiğinde. O zaman, örgütlü iktidar amorf toplumu sürü olarak sokağa döker. Eline yakması gereken bayrakları, kuklaları, öpmesi gereken resimleri, simgeleri verir; bağırması gereken sloganları ezberletir.
Ama belirli bir konjonktürde, bütün bunları düzenleyen ve yapan o siyasi otorite ortadan kalkarsa ne olur?
İşte, Irak'ta olanlar ve onların benzerleri olur. Toplum, toplumsal bilinçdışında birikmiş öfkelerini, gene sürü mantığı çerçevesinde dışavurur. Araplık, Müslümanlık değil, siyasi rejim!