Paris'in taşı toprağı

Fransa'da olanlardan bize pay biçmeye, 'ders çıkarma'ya çalışan çok olacak, olmaya başladı zaten. Ama bunların birçoğu çıkarılması gerekenin çok uzağında.

Fransa'da olanlardan bize pay biçmeye, 'ders çıkarma'ya çalışan çok olacak, olmaya başladı zaten. Ama bunların birçoğu çıkarılması gerekenin çok uzağında. 'Daha sıkı yasa', 'daha geniş yetki', kısacası 'daha çok faşizm' anlamına gelen 'ders'lerden söz etmiyorum pek, onların nesinden söz edeyim? Ama 'entegrasyon' vb. terimlerin yerinde kullanıldığı, Fransız devlet ve laiklik sisteminin doğru anlaşıldığı kanısında da değilim.
Fransa'nın Magreb ülkelerinden gelmiş Müslüman göçmenlerini entegre edemediği söyleniyor. Manzaraya baktığımızda da, pek öyle 'entegre olmuş' bir hal görmüyoruz gerçekten. Peki, Fransa entegre etmek istedi de, başarılı mı olamadı?
Bence hayır! 'Entegre' deyiminden anlaşılan şey, bu sürece girecek nesnenin kendi özelliklerini koruyarak bir başka yapının bir parçası haline gelmesidir. Fransız ideolojisi ise buna değil, özümlemeye (asimilasyon) göre koşullanmıştır.
Ama yıllardan beri bu ikincisini bile yapmaya çalıştığını söylemek zor.
Şimdi başta Paris, Fransa'nın çeşitli yerlerinde ayaklanan, büyük çoğunluğu çok genç olan bu insanların ataları, Cezayir'de, Tunus'ta yaşarken, Fransa da o ülkeleri kolonize eden güçtü. Fransızlar, Avrupa kıtasında 'Aydınlanma' mirasını en mutlak şekilde tevarüs eden halktır. Bildikleri 'Aydınlanma'yı Cezayir'deki, Tunus'taki, daha kısa süreyle Fas'taki insanların da kafasına sokmaya çalıştılar. Bu konuda fazla bir nezaket gösterme ihtiyacı da duymadılar. Çünkü zaten 'aydınlanmış' bir toplum olarak her şeyin doğrusunu biliyorlardı. Bildiklerini öğretecek kadar cömert de davranıyorlardı. Bu kadar âlicenaplığın yanında bir de nezaket göstermelerini beklemek biraz fazla oluyordu.
Onun için, kafa göz yararak, Müslüman Araplara medeniyet öğretmeye çalıştılar. Kafalarının içindeki çarpık çurpuk 'batıl' inançların medenileşmelerini engellediğini her fırsatta kafalarına vurdular. Kafaların yalnız içini değil, dışını da (veya dışındaki 'yaşmak', 'peçe' gibi anlamsız ve gereksiz nesneleri) düzeltme çabalarını elden bırakmadılar.
Ama nankör Araplar bu iyiliklerin kıymetini anlamadı. 'Aydınlanma'nın kendilerine kazandıracağı nimetleri reddettiler. Üstelik Fransızları da ülkelerinden uzaklaştırdılar. Bunu yapmakla, baş başa, Arap Arap'a, Müslüman Müslüman'a kalmış oldular.
Ne var ki, onlar da kendi başlarına daha medeni, daha şu, daha bu olamadılar. Olamayınca da, birçoğu gidip Fransa'ya yerleşti -eski sömürge ilişkisinin acısını bu şekilde çıkardılar Fransızlardan.
Onlar böyle geldiğinde Fransızlarda da eski enerji kalmamıştı. Hem zaten Fransızlar bu adamları onların kendi memleketlerinde adam etme misyonunu üstlenmişlerdi. Adamların kalkıp Fransa'ya gelmeleri, yerleşmeleri hesapta yoktu. Teker teker gelseler, neyse, başa çıkılır bir ölçüde, ama binlercesi gelince hangi birine ne anlatacaksın?
Dolayısıyla 'asimile' etmeye bile çalışmadılar bu ikinci raundda. 'Gözden ırak olsunlar, yeter' deyip uçlara, varoşlara sürdüler, oralara tıkış tıkış doldurdular. 'Kendi aranızda ne halt ederseniz edin' dediler. Ama yuvalarından çıkıp Fransa'nın çeşitli yerlerinde Fransa'ya yakışmayan kılık kıyafetler içinde Fransa'nın hoşgörmeyeceği işler yapmalarını da yasayla ve polisle engellediler.
Bu anlattığım hikâyeler, tabii aynı şey değil, ama başka bir yerlerde cereyan etmiş başka olayları şöyle bir hatırlatıyor mu sizlere? Uzaktan da olsa?..