Patoloji

Geçtiğimiz yaz Amerikalı bir arkadaşımla birlikte Edirne'ye, kenti gezmeye gittik. Girebildiğimiz kadar tarihi binaya girdik. Tabii bunların çoğu camilerdi. Ayrıca çoğu harap, bakımsız, kapalı.

Geçtiğimiz yaz Amerikalı bir arkadaşımla birlikte Edirne'ye, kenti gezmeye gittik. Girebildiğimiz kadar tarihi binaya girdik. Tabii bunların çoğu camilerdi. Ayrıca çoğu harap, bakımsız, kapalı.
Edirne camilerinden biri Eski Cami adıyla tanınıyor. Fetret devrinde, Yıldırım'ın oğullarından Süleyman Çelebi kente hâkim olduğu sırada, 1403'te, bu camiyi inşa ettirmeye başlamış. Sonra, Edirne'yi ele geçiren kardeşi Musa Çelebi inşaatı devam ettirmiş. En son da, bütün kardeşlerini haklayıp Fetret dönemini sona erdiren I. Mehmed camiyi tamamlatmış. Bu zamana kadar 1414'ü buluyoruz.
Şimdi hatırladığıma göre birçok bakımdan asimetrik, ulucami tipinde bir binaydı. Erken Osmanlı camilerinin o çocuksu sevimliliği vardı, büyüklüğüne ve haşmetli görünme çabasına rağmen.
Ama benim anlatmak istediğim şey caminin mimarisiyle ilgili değil. İçeride matbu bir kâğıt dağıtıyorlar, cami hakkında bilgi vermek üzere, bir yüzü yazılı bir yaprak. Orada benim söylediklerim ve başka bazı şeyler, kötü bir imlayla, anlatılmış.
Çeşitli genellikle olgusal bilgilerden sonra, son bir arabölüm geliyor, başlığı şöyle: 'Mimbere Kılıçla Çıkılması.'
Bu başlık şöyle açıklanıyor (imlası değiştirilmeden): "Edirne, Türkler tarafından kılıç ile feth edildiği için Eski Cami imamı cuma ve bayram namazlarında mimbere bir kılıç ile çıkmakta ve inişte de bu kılıç elinde bulunmaktadır. Mezkür camide bu panaromayı seyretmek insanı manevi bakımdan bambaşka ve kalemle tarifi imkânsız bir hayret vermektedir."
Vaktiyle İslamcı bir tanıdığım bana bu geleneği anlatmıştı. Onun söylediğine göre, bunun falanca kentin kılıçla fethedilmesiyle bir ilgisi yoktu. Cuma ve bayram namazlarında camide hutbe okunur. 'Hutbe' kelimesi 'hitab'tan gelir. Zaman içinde, bağımsızlığın ya da egemenliğin simgesi haline gelmiştir ki, kılıç da bunu temsil eder. Hutbede 'saltanat ve hükümdarlık ifadesi olarak, padişahın adı' okunur. Kılıç işte bunun simgesidir.
Eski İslam Ansiklopedisi'nde 'Hutbe' maddesini yazan Wensinck de bunu doğruluyor: "Hatibin bir minber üzerinde veya yüksek bir yerde bulunması ve cemaate doğru dönerken, onlara selam vermesi sünnettendir... Hutbe irad edilirken, bir yay, kılıç veya asaya dayanmak da sünnettir."
Belli ki, pek çok gelenek gibi, bunun da nereden çıktığı unutulmuş, ama böylece içeriğini yitiren biçim, muhafazakâr topluluklarda gördüğümüz şekilde, yarım yamalak bir yorumla devam ettiriliyor.
Ama benim takıldığım nokta, bu bilgilendirici notu yazan kişinin, minberde kılıçlı bir adam görülmesi manzarası karşısında saklayamadığı ve daha birçoklarının da paylaştığından şüphe etmediğim duyguları.
'Fetih', böyle insanların gözünde hâlâ ne kadar yüce bir kavram. 1300, 1400 bilmem kaçta, 'fetih' denince zevkten kendini kaybeden insanları yadırgamıyorum. O çağların normal değerleri böyle biçimlenmişti, onun için de normal duygu böylesiydi. Belki böyle olmayanı yadırgamak gerekir.
Ama 21. yüzyılda, bir camide eli kılıçlı bir adam görüp de 'Benim atalarım bu kenti böyle ellerinde kılıçla fethetmişti' diye heyecanlanan bir insanı normal saymak bana pek mümkün görünmüyor. 1403'teki adam militarist filan değil; 2003'teki adam düpedüz militarist!
Kılıcı görünce bu onu 'manevi bakımdan' etkiliyor. Bir camide kılıç görünce özellikle coşuyor. Demek kılıç ve cami bileşimi onu, caminin verebileceği her şeyin ötesinde heyecanlanıyor.
Böyle yaşayan insanlar varsa -ki, belli işte, var- insan bunun karşısında söyleyecek söz bulamıyor. Çok yazık bir şey bu v utanç duyulacak bir durum. Bu duygular, ortalama insanın duygularıysa, elbette burada 'minareleri süngü/kubbeleri miğfer' edebiyatı yapılır. Üstelik bunun karşılığı ceza kanununda filan değildir. Nerededir, bilemem, ama çok derin bir yerdedir, her yerdedir; bir toplumun, dünyada 'değer' olarak bilinen şeylere sırtını dönmesi, onları reddetmesi, sevgiye düşman olmayı tercih etmesi, silahı çiçekten üstün görmesi demektir. Bunun da öyle ceza kanunu maddesi gibi somut bir karşılığı yok; çok farklı nitelikte, çok büyük bir bedeli var.
Kimi camide, kimi başka yerde, ama ille kılıç görmek isteyen, kılıçtan aldığı zevki başka hiçbir şeyden almayan yığınlarla insan yaratmış olmanın vebalini anlatmak zor.