Polis ve insan hakları

Geçen gün gazetede bir haber okudum: Polis bu âhir zaman 'teröristleri'nin evini basmaya gittiğinde, kapıdan içeriye, ayakkabılarını çıkarıp giriyormuş.

Geçen gün gazetede bir haber okudum: Polis bu âhir zaman 'teröristleri'nin evini basmaya gittiğinde, kapıdan içeriye, ayakkabılarını çıkarıp giriyormuş. Galiba gözaltındayken de, sorgulara, namaz saatlerinde ara veriliyormuş.
Eh, ne demeli! Zararın neresinden dönülse kârdır, demişler; aynı mantıkla, kârın neresinden başlasak o kadar kârdır. Doğrusu sevindim bu habere. Bir yerden başlamak gerekiyordu! Demek buradan başlamış.
Bir süreden beri, Avrupa'nın zoru, dünyanın gidişi, derken, polise 'insan hakları' dersi vermek filan gibi yenilikler başlamıştı. Televizyondaki miting dağıtma ve benzeri sahnelere bakıp bu derslerin nereye doğru buharlaştığını düşünüyorduk. Dersle filan pek bir yere varılacağı yoktu. Allah'tan bugünlerde bazı İslamcıların 'terörist' olacağı tuttu da, o sayede Türk polisi 'teröristin insan hakları'na saygılı olmayı öğrenmeye başladı.
'Terörist' solcuyken olanları hatırlıyorum da... Ayakkabı çıkararak içeri girmek filan, olacak gibi değil.
Bir fıkra geliyor aklıma: Yeni mezun, acemi doktor. Bir doğum vakasına çağırmışlar. Çocuğu çekiştirirken telef etmiş. Tabii bu koşullarda anne de canını kurtaramamış. Kan revan içinde ortam, doktor şaşkın, baba perişan. O kargaşalıkta yanlışlıkla çarpmış adama. Merdivenlerden aşağıya, paldır
küldür. Baba da sizlere ömür.
Bir zaman sonra ikinci vakaya çağırmışlar. Gitmiş, epey bir süre sonra dönmüş. Yüzü çok asık değil. "Neyse" demiş, "bu sefer babayı kurtardık."
Dediğim o eski günlerde, bizim polis anarşist-komünist-terörist evi basmaya gitti mi, dönüşte verdiği iyimser rapor, 'Müjde! Bu sefer komşular sağ kurtuldu!' demek oluyordu. Attila'nın orduları gibi, geçtikleri yerde ot bitmezdi.
Aslında, 'teröristler' o eski 'teröristler' olsa, bu değişim gene olmazdı bence. Ya da yarın, öbür gün, o cenahtan bir 'hücre evi' ortaya çıksın, hangi üslupla basmaya gittiklerini seyrederiz yeniden.
Kimileri, polise 'insan hakları' eğitimi verilmeye başlandığında, bundan pek umutlu olmayabilir. 'Canım, bundan hiç hayır gelir mi? Böyle şeyleri ciddiye alırlar mı? Ele güne, işler iyi gidiyor havası yapmaktan başka ne anlamı var?' demiştir mutlaka birileri.
Oysa ben her zamanki iyimserliğimle polise 'insan hakları' olduğunu, bunlara saygı göstermek gerektiğini anlatmanın mümkün olduğunu düşünüyorum.
İnsanların hakları olduğunu, olması gerektiğini anlatmak mümkün de, asıl sorun, asıl zorluk, kimlerin insan olduğu konusunda anlaşmak.
İlkel insan topluluklarının ezeli özelliğidir. Buralarda 'biz' ve 'öteki(ler)' kategorileri öyle bir biçimde işler ki, 'biz' kategorisine almadığınız kişi, her ne kadar sizin gibi iki kolu, iki bacağı olan bir kişi kılığında ortalarda dolaşsa da, aslında 'insan' kategorisinde değildir.
Çok eski zamanlarda bunun ölçüsü 'bizim kabile' ile onun dışında kalan herkesti.
Sonra dünya yığınla dönüşümden geçti, ama bu temel konuda temel bir değişiklik olmadı: gene 'biz', gene 'ötekiler'. Belki 'biz'in sayısı arttı; en azından zaman zaman adamdan saymak zorunda olduğumuz
'müttefikler' de olabildi. Ama 'öteki'nin eksik kaldığı bir zaman görülmedi. Ve 'öteki' bir türlü 'insan' statüsü elde edemedi.
Uzun zaman din ayırdı. Uğruna ne kadar bağnazlık yapılmış olursa olsun, dinin kendi teorisinde bir 'kurtarıcı' yan vardır gene de: bugün 'öteki'
gözüyle gördüğün adam, eskaza 'hidayete' erer ve doğru dini (yani 'senin' dinini) benimserse, o da kardeşin olabilir. Bu potansiyel vardır.
Etnik milliyetçilik buna da izin vermemek üzere kurulmuştur. İtalyan olmak için İtalyan, Türk olmak için Türk doğmak gerek. Sonradan olunmaz.
Demek ki 'öteki' her zaman 'öteki'dir.
Onun için, 'insan' demek olan 'biz'in dolayısıyla birtakım hakları olduğunu polise de anlatabilirsiniz. Ama şu anda bu ülkede hâlâ egemen olan ideolojinin 'yıkıcı, bölücü ve vatan hainleri'nin aynı zamanda 'insan' da olduğunu anlatamazsınız.
Bu toplumda insanlar yalnız 'doğuştan edinilme' kimlikleriyle kendilerini aynı ailenin üyeleri olarak görüyorlar. Ötesini yalnız görememek değil, sorun; görmeleri istenmiyor da. Dolayısıyla engellenmiş. Böyle olunca, ancak 'terörist', yani 'öteki', karşısına bir Müslüman olarak çıkınca, sıradan Türk polisi bu kişinin bir 'insan' olduğunu akıl edebilir.
Onun için, gel de sevinme bu önemli gelişmeye!