Portekiz ve İspanya

İspanya ve Portekiz'in diktatörlük sonrası AB'de silkinişleri, Türkiye </br>için bir ayna olabilir.

LİZBON - Avrupa'da yolumun hiç düşmediği birkaç ülkeden biriydi Portekiz. Düşmesi için bir fırsat çıkmasını bekleyecek olsam, bu hayat boyunca hiç böyle bir şey olmayabilirdi.
Yeni indik trenden. Otelde odaya girer girmez de bu yazının başına oturdum. Avrupa'nın öbür ucunda olduğumuz için burada Türkiye ile saat farkı iki saat.
Lizbon'a gelir gelmez bir şekilde 'aşina' sayılacak bir atmosfere giriyor -Türkiye'den gelen biri. Bunu yaratan birinci etken deniz ve renk olabilir. Bugün buralarda hava biraz bulutlu, şimdilik biraz serin. Denizin ve uzaktan silueti görünen kentin kurşuni rengi İstanbul'u fena halde andırıyor.
Ama kente yaklaşırken yoğunlaşan yeni apartman blokları da aynı doğrultuda bir hazırlık yapıyor. Belli, şu yaklaştığımız yer bize çok yabancı bir dünya değil.
Yalnız, bugünkünden çok gençlik yıllarımın İstanbul'una yakın. Duvarın yıkılışının sabahında Doğu Berlin'e gittiğimde de benzer bir duygu içimden gelip geçmişti.
Orası tabii çok farklıydı, ama bir zamanlar olmuş ve artık olmayan bir dönem izlenimi yaratıyordu gene de. Lizbon'a beş-on dakika kala daha
'modern' denecek istasyonlardan geçiyorsunuz aslında, ama asıl gara geldiğinizde, ayağınızı 1930'lara veya 1940'lara basmış gibi oluyorsunuz.
Dediğim gibi, izlenimler henüz çok taze; bütün gördüğüm, gardan otele, taksiden görebildiğim. Ama iki güzel meydandan geçtik bu süre içinde. Bir zamanlar 'gün görmüş', ama epeydir bunları unutmuş bir topluma, böyle bir toplumun bir kentine baktığım duygusu geldi.
İnsan baktığı yerde ne görür? Aslında, biraz görmeye hazır olduğu şeyleri görür; yani, kavramı zaten zihninde olan şeyleri. Bu bakımdan, benim de 'ilk izlenim' olarak söylediklerim, belki daha buraya gelmeden önce aklımdan geçirdiğim ve görmeyi beklediğim şeylerdir.
Dünya tarihinin 'Keşifler' döneminin en parlak ülkelerinden biriydi Portekiz. Hindistan'da Diu, Goa, Çin'de Macau, Portekiz'in Asya kıtasındaki ticaret merkezleriydi. Ama buralara güvenli bir biçimde gidiş gelişi sağlamak için bütün Afrika boyunca menzillerini kurmuştu. Gine-Biso,Cabo Verde, Zengibar vb. Osmanlılar Kızıldeniz'de Portekiz'le başa çıkamamıştı (Osmanlı'nın güç kaybetmesinde bunun çok önemli rolü olmasına rağmen konunun yeterince incelenmediğini düşünüyorum.)
Öteki yöndeyse -yanlışlıkla- Brezilya'ya çıkmışlardı. Prens Denzici Henri'nin (Henrique Navigador) çabaları sayesinde parlayan bu denizci imparatorluk, ne olduysa oldu, İspanya ile birlikte, yokuş aşağı bir yol tutturdu ve dünya hegemonyası yarışını kuzeyindeki ülkelere, Fransa, Hollanda ve İngiltere'ye bıraktı. Bunun nasıl böyle geliştiğini anlamak bana hep çok önemli görünmüştür. Ama bu konuya daha sonraki yazılarda bakalım.
20. yüzyıl tarihinin hatırı sayılır bir bölümünü, İberya Yarımadası'nın iki sakini, İspanya ve Portekiz, Franco ve Salazar gibi iki diktatörün haşin yönetimi altında geçirdiler.
Sonra 70'lerde durum değişti. Portekiz de bu arada epey bir silkelendi.
Şimdi, Avrupa Birliği, bu iki ülkeyi Avrupa'nın ortak kaderinin rotasına oturttu. Onların geleceği, aslında Türkiye için de ilginç bir ayna olabilir sanıyorum.